Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Saraçhane’de Basın Açıklaması!

Alparslan Kuytul Hocaefendi’den Saraçhane’de Basın Açıklaması!

Bugün (08.03.2020) İstanbul’da Furkan gönüllüleri tarafından yapılmak istenen konferans ve etkinlik programı konuşmacı Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin salona alınmaması sebebiyle yapılamadı. Salondaki yüzlerce kişi Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin konuşmasını beklerken Hocaefendi polis tarafından engellenerek salona alınmadı.
Yaşanan bu hukuksuz engellemeyi kamuoyuna duyurmak için Saraçhane parkında basın açıklaması düzenlendi. Basın açıklamasında konuşan Alparslan Kuytul Hocaefendi yaşanılanları şu şekilde açıkladı;

Bu Engellemede Bir Gariplik Var!

Değerli kardeşlerim! Bildiğiniz gibi birkaç yıldan beri birtakım güçler, sürekli üzerimize gelmeye devam ediyorlar. Hapis sürecinden önce; yüzden fazla konferansımız son dakikada, mesai saatinin bitimine yakın, saat dört buçuk gibi iptal edildi. Bu sefer biraz daha farklı bir yöntem izleyerek; program başladıktan yarım saat ya da bir saat sonra iptal ettiler. Bu bir ilk oldu. Bu kalabalık dört duvarın arasında bir düğün salonunda program yapacaktı. Belki kimse duymayacaktı. Sadece internetten izlenecekti. Oysa engellemek suretiyle böyle bir basın açıklamasına sebep oldular. Ben bunda bir gariplik görüyorum. Bana göre bu söyleşinin engellenme sebepleri;

  1. Birtakım güçler aslında bu şekilde eylemlerin çoğalmasını istiyor. Devleti idare edenler ya da hükümetin başındakiler zor duruma düşsün, onların düşmanları çoğalsın istiyorlar.

Eğer hükümet bu işin içinde değilse, hükümet bu talimatı vermediyse, ben onlara buradan haber veriyorum. Sizi zor duruma düşürmek için bu şekilde baskılar devam ediyor, haberiniz olsun. Yok eğer siz de bu işin içerisindeyseniz, ve diktatörlüğe soyunduysanız, eninde sonunda bu devran değişir, gücünüzü, kuvvetinizi kaybedersiniz.

Tevhidin Anlatılmasından Rahatsız Oluyorlar!

Bugüne kadar bayan, erkek, gençlik programları vs. yüzden fazla konferans iptal edildi ve bunlar ile durduramayınca bu sefer de iftiralar ile hapse attılar. Bildiğiniz gibi iki sene suçsuz, günahsız hapiste yatırdılar. Mesele şu: “Ben tevhidi yani La İlahe İllallah’ın manasını anlatıyorum. Bugüne kadar anlattım, bundan sonra da anlatmaya devam edeceğim.” La ilahe illallah’ın manasını insanlara unutturdular. La İlahe İllallah’ı sadece Allah’ın varlığı ve birliği olarak anlattılar. Halbuki “La ilahe illallah” “Allah’tan başka bir ilah yani Allah’tan başka bir otorite, itaat edilecek bir makam yok” demektir. Elbette ki ben tevhidi anlatınca; bazı otoriteler bundan rahatsız oldular. Halkın anlayacağı dil ile tercüme ettim ve “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” dedim. Memlekette şu an kimlerin dediği oluyor ise onlar bundan rahatsız oldular. Çünkü kendilerinin dediğinin olmasını istiyorlar. Allah’ın dediğinin olmasını istemeyenler; tevhidi anlatmamdan rahatsızlar. Bunlar benim namazı anlatan, ahlakı anlatan ve başka da bir şeye karışmayan klasik bir hoca olmamı istiyorlar. “Hoca neden siyasi konularda açıklama yapıyor?” diyorlar. Aslında bunlar; ‘sadece benim memleketin gidişatı ile ilgili yaptığım yorumlardan rahatsız değiller. Hocaların karışmasından da rahatsızlar. Bunlar Allah’ı bile karıştırmıyorlar. Kur’an bile bize karışamaz, din devlete karışamaz’ diyorlar. Allah karışamaz ama onlar karışır! Allah’tan büyük müsünüz? Allah’ı karıştırmıyorsunuz ama siz karışıyorsunuz.

Bizi en başından beri engelleme sebepleri;

  1. Tevhidin anlatılmasından rahatsız olmalarıdır. Çünkü kendilerinin dediğinin olmasını istiyorlar. Tevhid gerçeğinin anlaşılmasını istemiyorlar. Bu memleket Müslümanların memleketidir. Bu memlekette insanlara sorsanız ‘Allah mı daha iyi bilir insanlar mı daha iyi bilir?’ Bu memleketin insanlarının hepsi ‘Allah daha iyi bilir’ der. Şu memleketin insanlarına sorsanız ‘hak ve yetki kimindir? Allah mı daha yetkilidir, insanlar mı?’ Bir şeyin sahibi kim ise onun dediği olur. Madem dünyada Allah’ın, insanlarda Allah’ın o halde O’nun dediği olmalıdır. Bu memlekette kendini Müslüman olarak tanımlayan kime sorsanız bunu kabul eder.
  2. Diğer bir sebepte; hükümetin birtakım politikalarını eleştiriyoruz. Eleştirmek hakkım mıdır, değil midir?

Hem demokrasi derler hem de kimseyi konuşturmazlar. İstediklerini yapacaklar ama kimse itiraz etmeyecek, istediklerini hapse atacaklar ama kimse konuşmayacak. Mehmetçiğin yanlış bir şekilde ölmesine sebep olacaklar ama kimse itiraz etmeyecek. İtiraz edilemeyecek olan sadece Allah’tır. O’nun dışında ben de insanım, devletin başındakiler de insan, biz hata ederiz. Bırakın insanlar fikirlerini söylesin ki yanlışlar azalsın.

Artık Uyanın! İlim Adamlarını Susturanlar Çökerler.

Özellikle şu son 4-5 yıldır herkesi susturuyorsunuz. Sonuç olarak; memleketi güzel bir noktaya mı getirdiniz? Hayır. Kötü bir noktaya getirdiniz. O zaman bırakın da insanlar konuşsun, sizde istifade edin.

Osmanlı devleti nasıl kuruldu? Bu kafa ile kurulmadı. Osmanlı Devleti’ni kuran Osman Gazi, oğlu Orhan Gazi’ye öğüt verirken der ki; “Oğlum alimlerin görüşünü almadan bir şey yapma.” Yani benden sonra sen padişah olacaksın. Alimlere sormadan hatta ibadet ehli insanların, Salihlerin, Velilerin görüşünü almadan, uzmanların görüşünü almadan bir iş yapmaya kalkışma! Osmanlı böyle büyüdü. İlim adamlarını susturanlar çökerler.

Belki bugün güç elinizde, istediğinizi susturuyorsunuz ama gitgide gücünüzü kaybediyorsunuz. Sizi yanlış bir istikamete soktular. Artık Uyanın! Yanlış bir istikamete girdiniz. İstikametten şaştınız. Peygamber bile kendi kafasına göre bir istikamet tayin edemiyor. Kur’an, Hud suresi 112. Ayette Peygamberimize emrediyor: “Festegım kemê umirt” “Emrolunduğun gibi istikamet üzere ol.” Kafana göre bir istikamet tayin etme. Peygamber Efendimizin bile kafasına göre istikamet tayin etme yetkisi yok iken bunlar kafalarına göre istikamet tayin ediyorlar. İstikameti tayin ederken ne Kur’an’a ne hadislere ne uzmanların ne alimlerin ne de salihlerin görüşüne bakıyorlar. Ondan sonra bir sürü yanlış yapılıyor.

  • Bu programın engellenmesindeki bir diğer sebep; Derin Güçlerdir.

Bizden Kanuna Uymamızı Bekleyenler; Neden Kendileri Kanuna Uymuyorlar?

Görünüşte Fatih Emniyeti; ‘bu programın uygun olmadığını Kaymakamlığa bildiriyor. Güvenlik sağlayamayız vs.’ diyor. Gönderilen yazıyı size okuyacağım. Bunu anlayabilen varsa lütfen söylesin. Dört duvarın arasında, bir salonda güvenliğimizi sağlayamayan koskoca devlet, nasıl oluyor da oradan buraya kadar yürüdüğümüzde güvenliğimizi sağlayabiliyor? Burada açık alandayız ve güvenliğimizi sağlıyor. Program saat 13.30 civarında, 14:00 – 14.30 gibi de başlayacaktı. Bu programın olacağı günler evvelden internette de ilan edilmişti. Bugüne kadar hiçbir şey söylemediler. Saat 13.30 gibi salonun önüne gelerek; ‘izniniz olmadığı için duruma bakacağız, amirlerimize bir soracağız’ dediler. Ondan sonra orada bir zabıt tuttular.

Zaptı okumak istiyorum;

(Şu tarih ve şu saatte) Fatih İlçe Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Büro Amirliği’ne bağlı bir ekip (burada numarası yazıyor) Yıldız Düğün Salonuna gelmiş, burada konuyu organize eden ve sözleşmeyi imzalayan ‘Mehmet Küçük’ isimli şahıs ile yapılan görüşmeden söyleşi programını (bu bir söyleşi programı da hasbihal yapacaktık, aslında bir konferansta da değildi.) Öncü Nesil Derneği’nin organize ettiğini, kendisinin sadece sözleşme imzaladığını beyan etmiş, Öncü Nesil Derneği İstanbul Temsilcisi olduğunu beyan eden Veysel isimli şahıs ile yapılan görüşmede kendilerini konu ile alakalı Valilik ya da Kaymakamlık’tan izinlerinin olmadığını, emniyet birimlerine bildirimde bulunmadıklarından dolayı bahse konu programın yapılması durumunda sorumluluğun kendilerinde olduğunu, haklarında gerekli  yasal işlemlerin alınacak talimata göre başlatılabileceği kendilerine tebliğ edilmiş olup bu tutanak tanzim edilmiştir” deniliyor.

Kâğıtta bu şekilde yazıyor ama sözlü olarak söylenen şey şu; “Programı yapmanıza karışmayacağız, yapabilirsiniz ancak ileride bir durum olursa yani biz böyle bir şey ile kendimizi garantiye almak istiyoruz. Yani böyle bir izniniz yok.” Zaten normalde izne gerekte yok.

Anayasanın 34. maddesinde şöyle söylüyor: “Herkes önceden izin almaksızın toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir.” Yani izin alma diye bir şey yok. Sadece bildirimde bulunulabilir. O da bazı programlar içindir. Mesela her gün düğün oluyor, emniyete kim bildirimde bulunuyor? Bizim program yapacağımız düğün salonunda bizden evvel ve bizden sonra her gün düğün olmuyor mu? Bunca düğün salonunda program yapılmıyor mu? Düğün yapılmıyor mu? Bugüne kadar kim izin aldı, kime bunun hesabını sordunuz? Onlara sormadınız da bize gelince mi soruyorsunuz? Bunu kabul edemeyiz.

Program yapmanıza karışmayacağız denildiği halde; “Ben saat 15.30 da geldim. Salona girmeme müsaade etmediler ve Kaymakamlığın talimatı var” dediler. Kaymakamlığın talimatı bir gün, iki gün, üç gün evvelden mi olur? Hiç olmasa bile cuma günü olur. Ama bugün Pazar…

Kaymakamlığın talimatı sonradan yani yarım saat sonra 16:00 gibi bize getirildi.

Düşünün program saat 14:00-14:30 gibi, yasaklama kararı 15:20 bize sözlü tebliğ ediliyor. Ve hala ortada kâğıt yok. Saat 16:00’ya doğru evrak getiriliyor. Bu ne demek, bu kanun mu? Kanuna uyuluyor mu? Bizden kanuna uymamızı bekleyenler; neden kendileri kanuna uymuyorlar?

Program başlamış, Kur’an okunmuş, ilahi okunmuş sıra bana gelmiş ve ben çıkıp konuşma yapacağım o anda engelleniyor. Var mı böyle bir şey. Başlamış program bu şekilde engellenir mi? Konuşmacının kapıdan içeri sokulmaması gibi bir şey olabilir mi? Yazı gelmediği halde nasıl olur da böyle bir şekilde engelleme yapılabilir? Ve bu tutanakta ‘valilik tarafından yasaklanmıştır’ demiyor. Sadece bildirimde bulunmadığınızdan dolayı şeklinde ifadeler var. Yani ‘yasak demiyor.’

Biz Kavgacı Değiliz! Biz Terörist De Değiliz!

Daha sonra Kaymakamlıktan bize getirilen yazıda ise; (önemli yerlerini okuyacağım.) “Suç işleneceğine dair açık, yakın tehlikenin oluşabileceği, (hep ihtimalli laflar) kişi dokunulmazlığı, emniyet ve kamu esenliğinin tehlikeye düşürülebileceği, (bu kanundaki ifadeler bunlar) telafisi güç olayların meydana gelebileceği değerlendirildiğinden, (telafisi güç olaylar meydana gelecekti de oradan buraya kadar niye yürümemize müsaade ettiniz? Telafisi güç olaylar meydana gelecekti de bu basın açıklamasına niye müsaade ettiniz? Bu işte bir iş var. Ben devletin başındakilerin bu işin peşine düşmesini istiyorum.Bu işte bir iş var, bu normal bir şey değil.) ‘Sonra bilmem ne maddesine göre ilçe sınırları içerisinde huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin kamu esenliğinin sağlaması ve önleyici kolluk yetkisi kaymakamın görevlerindendir. Bunları sağlamak için Kaymakam gereken karar ve tedbirleri alır.’ Bunlar kanun maddesi… (Bunlar Fatih Emniyet Müdürlüğünün kararı yani kaymakamlığa görüş bildiriyor. Kaymakamlık da ona göre karar veriyor.) Söz konusu etkinlik ile ilgili olarak mülki amirliği herhangi bir izin alınmadığı, terör örgütleri ve marjinal gruplarca toplumsal şiddet hareketlerine yönelik sansasyonel ve provakatif saldırılarla kargaşa ortamı çıkarmaya çalışılabileceği… yani bir olay olabilir” diyor. Bu gerçekten mantıklı mı?

Biz kamu düzenini bozan insanlar mıyız? “Bugüne kadar bunca programımız oldu, en ufak bir olay olmadı. Yüzlerce konferans yapıldı, mitingler yapıldı bir tane sandalye ve cam bile kırılmadı. Biz kavgacı değiliz! Biz terörist de değiliz! Bizim terör ile alakamızın olmadığı, Emniyet’in ve MİT’in raporlarında yazıyor. Bunu mahkemeye de sunduk ve bugüne kadar hiçbir şey olmadığı halde; olabilir endişesi ile bu program olmasın” deniyor. Sonra ‘bazı marjinal gruplar kargaşa ortamı çıkarabilirmiş, terör örgütlerinin hedefi olabilecek kişiler ve diğer vatandaşlarımızın can güvenliklerinin tehlikeye düşürebileceği, kamu düzenini bozacak, halkın can ve mal emniyetini tehlikeye düşürecek…’ Bu maddeden bana ne… Bu maddeye göre mi yasaklıyorsunuz?

Ayıp! Ayıp! Biz bugüne kadar ne zaman kamu güvenliğini tehlikeye düşürmüşüz?

Biz oradan buraya kadar yürüdük. Bir kimseye zarar verdik mi? Kırmızı ışıkta bile durmadık mı? Biz hep böyleydik, yeni olmadık. Bunu bilmediklerinden mi? ‘Başkalarının hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde bozacak olaylara sebebiyet verilebileceği…’ Biz bugüne kadar kimin özgürlüğünü kısıtladık?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları var, Yargıtay’ın kararları var. Anayasa Mahkemesi’nin de kararları var. O kadar çok mahkemeye girdim ki artık bunları ezberledim. Hepsinde söylenen şey şu: “İzin almaya gerek yoktur, bildirimde bulunması gerekir. Eğer bildirimde bulunmadıysa o topluluğun önceki yaptıklarına bakılır, saldırgan mı değil mi? O an ki hareketlerine bakılır, saldırganlar mı, değiller mi? Ona göre tolerans gösterilir” deniyor. Saldırgan olmadığımıza göre; o zaman neden orda o toleransı göstermediniz? Neden programı iptal ettiniz? Ben; ‘yi bir Müslüman nasıl olmalıdır?’ bunu anlatacaktım. Neden bundan rahatsız olunuyor? Kim bundan rahatsız olur? Memleket kimlerin eline geçmiş?

Allah’ın Duyurduğunu Kimse Engelleyemez!

Kıymetli kardeşlerim! Olayı hepiniz biliyorsunuz. Bunlar kanuni birtakım gerekçelerdir. Bunlar işi kılıfına uydurmadır.

Asıl mesele şudur: “Tevhidin duyulması istenilmiyor. Bu hareketin büyümesi, duyulması istenilmiyor ama Allah’ın duyurduğunu kimse engelleyemez.” Bu şekilde, bugüne kadar, siz hangi haklı hareketi durdurabildiniz? Bir hareketin davası haklıysa, başvurduğu yöntemler doğruysa, insanlara zarar vermiyor, tebliğ yapıyorsa onu durdurmanız mümkün değildir.

Zulüm kısmak istediği sesi nâra yapar. Bugüne kadar Allah’tan başka kimseden korkmadık. Bundan sonra da kimseden korkacak değiliz. Ecelde bir tane, rızık da bir tane. Ne iki tane ecel var ne de iki tane rızık var. Allah ömür verirse yaşamaya devam ederiz. Yemek verirse yemeye devam ederiz. Hiçbir şekilde ne ölümden ne de rızkımızdan korkarız. Bu gibi baskılar sadece bizi kamçılar. Özellikle son 2-3 yıllık süreçte ne ben geri adım attım ne arkadaşlarım ne de talebelerim geri adım attılar. Artık bunun anlaşılması lazım.

Biz memleketin iyiliğini isteyen insanlarız. Biz bu memlekette; İslam Medeniyetinin gerçekleşmesini istiyoruz. Bu memleket Müslümanların memleketidir. Dolayısıyla İslam Medeniyeti olmalıdır. Hiç kimseye de zulüm ve haksızlık yapılmamalıdır. Fakat bundan rahatsız olanlar var. İstedikleri kadar rahatsız olsunlar, biz hakikatleri haykırmaya devam edeceğiz. Bunu buradan da bütün dünyaya ilan ediyoruz. Bugüne kadar geri adım atmadık, atmayacağız. Sonuna kadar da mücadelemize devam edeceğiz.

Duyurun! Duyurun! Duyurun!

Şimdi buradan sessiz bir şekilde dağılacağız. Bu zulmü yapanlar elbette ki halkın vicdanında mahkûm olacaklardır. Fatih camii buraya yakınmış, ben tam bilmiyorum. Orada ikindi namazını kılacağız. Gelmek isteyenler gelebilirler. Program olmadığı için üzülmeyin. Önemli değil. Benim zaten internette binlerce konuşmam var. Onları açıp izleyebilirsiniz.

Bu yapılanı bütün dünya âleme, bütün çevrenize duyurun. Bu hepinizin vazifesidir.

Hz. Ali’nin söylediği stratejiyi uygulayın. Hz. Ali Radıyallahu Anh diyor ki “Bir zulme engel olamıyorsanız, hiç olmazsa duyurun.” Duyurmak da zulme engel olmaktır. Duyurmazsanız zulüm devam eder. Duyurursanız o zaman herkesin duyduğunu fark edip artık o zulmü yapamaz hale gelirler. Bu yüzden hepinizden ricam ‘herkes yapılanları bütün çevresine hem sözlü hem internet vasıtasıyla’ duyursun. Böyle programları biz daha evvel çok yaptık. Bir tanesi de olmayıversin. Önemli değil. Memleket nereye doğru gidiyor? Herkese duyurun.

Desteklerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Ben namaza gidiyorum. Gelmek isteyenlerle namaz kılabiliriz. Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?