28 Kas 2018
Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin kaleme aldığı “Üç Hedefimiz: OKUMAK başlıklı yazısı: Hamd, gönderdiği davet önderleriyle insanlığa hidayetin yolunu gösteren Allah’a; salât, davet yolunda verdiği mücadele ve gösterdiği sebat ile bizlere örnek olan Rasulullah’a; selam, medeniyetimizi yeniden canlandırmak için davet yolunda fedakârlıkta bulunan tüm kardeşlerimin üzerine olsun. Allah Azze ve Celle göndermiş olduğu kitabına “Oku”1 diyerek başlamış olduğu halde Ümmet-i Muhammed nasıl oldu da dünyada en az okuyan topluluk haline geldi? Hangi projelerle bizi bu hale getirdiler ve bizi bekleyen ne gibi tehlikeler var? Kur’an’ın rehberliğinde yeni bir medeniyet kuracak Kur’an neslinin yetişmesi gerekirken öyle nesiller yetişti ki; bazıları kitabı hiç okumadı, bazıları kitabı ezberlediği halde hayatını hiç değiştirmedi, bazıları da okuduğu halde davetçilik vazifesini yerine getirmedi. Allah Azze ve Celle kullarından ilk olarak okumalarını istemektedir. Bu yüzden kendi isimlerinden olan, El-Âlim ismini Kur’an’da çok zikreder. Hatta kitabında ilim ve okumak kelimelerine çeşitli şekillerde yer vermek suretiyle Müslümanları ve tüm insanları defalarca okumaya davet eder. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Peygamber olmadan evvel okumanın farklı bir çeşidini gerçekleştirdi. Rasulullah insanların durumundan memnun değildi ve toplumun gidişatı O’nu ciddi anlamda rahatsız ediyordu. Henüz ne yapacağını bilmediğinden dolayı insanlardan uzak kalmak istiyordu. Mağaraya çekilip düşünüyor, bu şekilde kâinat kitabını okuyordu. Gelen rivayetlerden anladığımıza göre Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem özellikle Peygamber olmaya yakın zamanlarda daha fazla Hira Dağı’na çekiliyor ve orada yalnız kalmayı tercih ediyordu. Evinden bir miktar yiyecek alarak gidiyor, orada kalabildiği kadar kalıyordu. Bu şekilde bir taraftan toplumdan uzak kalmayı tercih ediyor bir taraftan da Rabbine yaklaşmak istiyordu.

PEYGAMBERİMİZİN ve KUR’AN’IN GÖNDERİLME AMACI

Allah Azze ve Celle kâinat kitabını okuyan Efendimize meleğini gönderdi ve yeni bir medeniyet kurulması için Kur’an-ı Kerim’i indirdi. Allah Rasulü’nden önce insanoğlu karanlıklar içinde kalmış; kızlarını diri diri toprağa gömecek kadar vahşileşmiş, insanlıktan çıkmış, putlardan yardım isteyecek kadar izzet ve şerefini kaybetmiş, putperestçe bir hayat sürüyordu. Zulüm ve fısk-ı fücur adına aklın-mantığın kabul edemeyeceği her ne varsa, her çeşidinin bol miktarda bulunduğu o dönemde Allah Azze ve Celle kitap indirerek yeni bir medeniyetin başlangıcını gerçekleştirdi. Böylece ayarı bozulmuş insanoğluna yeni bir düzen verildi. Allah Azze ve Celle’nin gönderdiği bütün dinler tek bir dindir ve göndermiş olduğu bütün kitaplar da esas itibariyle aynı dini anlatmışlardır. Şeriatleri, hükümleri farklı olsa da hepsinin inanç esasları aynıdır. Bozulmamış şekilleri ile dinlerin hepsi aynı davadan bahsetmektedir. Allah’ın göndermiş olduğu dinin önce inanç kısmı daha sonra da ameli kısımları bozulmaya başladı. İfrat veya tefrit içine giren insanlar, ibadetlerde aşırı giderek var olanın dışına çıkmak ya da ibadetleri tamamen terk etmek suretiyle dini bozdular. Allah Azze ve Celle dininin bozularak değişmesi üzerine, insanoğluna tekrar ayar vermek için yeni bir Peygamber ve kitap indirdi. Çünkü kitabın indiriliş gayesi yeni ve dengeli bir medeniyet kurmaktır.

KUR’AN-I KERİM PUSULADIR

Allah Azze ve Celle Furkan suresinde; “Kuluna Furkan’ı, ‘hakla batılı ayıracak olan ölçüyü’ indiren Allah ne yücedir”2 buyurarak kitabının adının “Furkan” olduğunu bildirdi. Çünkü bütün meselelerde hak ve batıl vardır. Evliliğin hak olan ve batıl olan şekli var. Kadın- erkek diyaloglarında hak olan ve batıl olan şekil var. Miras taksiminde hak olan ve batıl olan şekil var. Para kazanırken hak olan yol, haram olan yol var. İnançlarda da hak var, batıl var. Kur’an’ın isimlerinden birisi de ‘Furkan’ oldu çünkü bu kitap bütün meselelerde insana doğruyu gösteren pusuladır. Pusulası güneş olan kişi hiçbir zaman hata yapmaz! Aynı şekilde bir kişinin ya da bir milletin pusulası vahiy ise o kişinin/milletin şaşırması söz konusu değildir. Başka pusulalarda hata olabilir ama güneşte hata olmaz. Güneşi yaratan Allah’ın kitabında da hata olmaz. Allah’ın yaratmış olduğu hangi şeyde hata gördünüz? Allah Azze ve Celle kitabını pusula olarak indirdi, insanoğlu ona uyduğu zaman mutlaka doğru yolu bulur.

KUR’AN NESLİNİN HAZIRLANMASI

Allah Kur’an’ı hâdiselere göre indirdi. Bu şekilde sahabe yavaş yavaş eğitimden geçti ve yarınlara hazırlandı. Bugün neden öyle bir nesil ortaya çıkmıyor? İnsanın ilim sahibi olması lazım fakat sahabe hiçbir zaman Kur’an’ı yalnız ilim sahibi olmak için okumadı. O gün de başka kültürler vardı ama sahabe daima Kur’an’dan beslendi. Bizans’ın, İran’ın, Hıristiyanların ve Yahudilerin kendine göre kültürleri vardı. Şiirleri ve sanatları vardı. Çin’in de Hinduların da bir kültürü vardı. Fakat Allah Azze ve Celle bütün o kültürlerden ashabı korumak istiyordu. Hz. Peygamber de ashabını o kültürlerden korumak ve yalnızca Kur’an’dan istifade etmelerini sağlamak istiyordu. Pınarın gözünden içmelerini istiyordu çünkü ileride pınara başka şeyler karışabilirdi. Allah Rasulü “yalnız Kur’an’ı okuyacaksınız” diyerek onları başka kültürlerden korumaya çalışıyordu. İşte o günkü Kur’an neslinin, o öncü neslin ortaya çıkmasındaki en önemli faktörlerden birisi buydu. Onlar Kur’an’dan istifade ederken başka kültürlerden de uzak durmaya çalışıyorlardı. Sahabeden Cabir Radıyallahu Anh naklediyor: “Ömer bin Hattab Radıyallahu Anh elinde Tevrat’tan bir parça ile Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e geldi. Dedi ki: ‘Ya Rasulallah! Bu Tevrat’tan bir parçadır.’ Rasulullah ona bir cevap vermedi. O da elindekinden okumaya başladı. O okurken Rasulullah’ın yüzü değişiyordu. -Allah ona rahmet etsin- Ebu Bekir dedi ki: ‘Rasulullah’ın yüzünü görmüyor musun, başı belalı adam?’ Hz. Ömer, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e baktı ve dedi ki: ‘Allah’ın gazabından ve Rasulü’nün gazabından Allah’a sığınırım. Allah’tan Rab olarak, İslam’dan din olarak ve Muhammed’den Peygamber olarak razı olduk.’ Bunun üzerine Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: “Muhammed’e hayat veren Allah’a yemin ederim ki, size Musa görünecek olsa ve beni bırakıp ona uyacak olsanız hak yoldan sapmış olursunuz. O yaşıyor olsa ve peygamberliğimi bilse bana uyardı.”3 Sahabe-i Kiram Kur’an’ı sadece kültürünü geliştirmek için okumuyordu. Sahabenin Kur’an okumakta ki esas maksadı Kur’an’la amel etmekti. Onlar Kur’an’ı yaşamak maksadıyla okuyorlardı. Daha sonra bu maksat değişmeye başladı, ilim talebelerinin kimisi âlim olup bununla övünmek, kimisi makam sahibi olmak için okumaya başladı. Kimisi, ‘ne kadar biliyor’ desinler diye, kimisi âlimlere karşı kimisi de cahilleri rezil edip onlara karşı büyüklenmek için ilim tahsil etmeye başladı. Hiçbirinin hayatında İslam görünmüyordu. Oysa Allah Rasulü’nün sahabesi Kur’an’ı sadece okumak, öğrenmek ve ezberlemek için okumuyorlardı. Genellikle on ayeti ezberler, hayatlarında tatbik ederler ardından başka bir on ayet daha ezberlerlerdi. Hatta onlar daima Kur’an’ın nazil olmasını da istiyor değillerdi. Çünkü inen her yeni ayetle sorumluluklarının artma ihtimali vardı. Allah Rasulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabına şunu öğretmişti. “Her bildiğiniz şeyle amel etmek zorundasınız. Bildikleriyle amel edene Allah bilmediklerini de öğretir.”

İLİM SAHİBİ OLMANIN İLK ŞARTI

İmam Âzam’ın talebelerinden biri, “İlim öğrenmenin beş şartı vardır” demiştir. Bu beş şartın ilki niyettir. İnsanın ilim sahibi olmadan önce niyetinin sağlam olması gerekir. İlim talebesi, ilmini nerede ve ne şekilde kullanacağını bilmesinden önce niyetini kontrol etmeli ve içinde sâlih bir niyet taşımalıdır. İlim sahibi olmak isteyen, ilmi âlimlere karşı büyüklük taslamak, cahilleri rezil etmek, hâkim olan güçlere yaklaşmak, mevki-makam ya da para sahibi olmak için değil; insanlara hakkı ve hakikati öğretmek, bildiğiyle amel etmek, Rabbinden daha çok korkan bir âlim ve öncelikle salih bir kul olmak için tahsil etmelidir. İlim sahibi olmanın ilk şartı budur. Ondan sonra okumuş olduğu ilimle amel etmesi gerekir aksi takdirde okumuş olduğu şeylerin aklında kalması mümkün değildir. İmam Vekî Hazretleri okumuş olduğu şeyleri mükemmel şekilde ezberleyen biriydi. İmam Ahmed bile “O’nun kadar mükemmel ezberleyen güçlü bir zekâya, hıfza sahip olan adam görmedim” der. Talebelerinden biri der ki: “Ona hıfzımın kötülüğünden şikâyetçi oldum, dedim ki: Hocam ezberleyemiyorum, ne yapayım?” “Masiyi (günahları) terk et evladım, hıfz Allah’tan bir lütuftur ve Allah o lütfu asi olanlara verecek değildir” diyerek beni bu yola teşvik etti. İmam Vekî’nin o güçlü hafızası işte buna bağlıydı. Aynı zamanda “Okuduğum şeyle amel ettiğimden dolayı öğrendiklerim aklımda kaldı” diyordu. İşte sahabenin ahlakı da böyleydi, sahabe de her ne okuduysa onunla hemen amel ederdi. Bir gün Peygamberimize âlimin abide üstünlüğü soruldu. Buyurdu ki; “Âlimin âbid üzerindeki üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakırlar, ama ilmi miras bırakırlar. Kim de ilim elde ederse, bol bir nasip elde etmiştir.”4 Peygamberimiz başka bir hadiste ise şöyle buyurmuştur: “Her kim ilim tahsil etmek amacıyla bir yola gidecek olursa, Allah onu cennet yollarından bir yola sokmuş olur. Kuşkusuz ki melekler ilim yolunda olan bir kimseden hoşnutluklarından dolayı (ona) kanatlarını sererler ve göklerde ve yerde bulunan(yaratık)larla suda bulunan balıklar (tümüyle Allah’tan) âlimin bağışlanmasını dilerler. Âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler miras olarak dinar ve dirhem bırakmazlar, ilim bırakırlar. Kim o ilmi elde ederse çok büyük bir nasip elde etmiş olur.”5 Bu ne demektir? Melekler ilim talebelerinin yanında onların seviyelerine inerler, kanatlarını indirirler, onların üstüne çıkmaktan hayâ ederler. Onların üzerine çıkmak istemezler, kanatlarını ilim talebelerinin ayaklarının altına sererler. Ya da onların yanlarında kanatlarını indirirler yani onların ayaklarının altına kanatlarını sererler ve böylece onlara yardım ederler, çünkü onların ilim uğrunda ne gibi sıkıntılar çekeceklerini bilirler. Âlimlerin Allah katında ne kadar kıymetli olduklarını bildikleri için onlara yardım etmek isterler. Allah Rasulü buyurur ki; “Bir İslam âlimi, bin tane abidden (ilimsiz ibadet edenden) şeytana daha büyük sıkıntı verir.”6 Şeytan, bir âlimden korktuğu kadar, ibadet eden bin cahilden korkmaz. Çünkü ibadet eden şeytana uyabilir, şeytanın gizli yollarını, insanı nasıl kandırabileceğini bilmez. Ama âlim şeytanın geliş yollarını bilir, insanları ikaz eder ve insanların uyanmasını sağlar. Şeytan insanı ve toplumu daima bozmaya âlim ise düzeltmeye çalışır. O yüzden şeytan için bir fakih/bir ilim adamı, bin tane ibadet edenden daha fazla tehlikelidir. Bir toplumda ilim adamlarına kıymet veriliyorsa o toplum gelişmiş bir toplumdur. Eğer bir toplumda zengine kıymet veriliyorsa o toplum şerefini kaybetmiştir. Okumayan bir toplum ilmin kıymetini de bilmeyecektir.

İNSAN NEDEN ÜSTÜNDÜR?

Bakara suresinde insanın meleklerden üstün olmasının sebebi açıklanır. Bu üstünlüğün iki sebebi vardır. Birincisi insan Allah’ın halifesidir. İkinci sebep ise insana ilmin verilmesidir. Allah Azze ve Celle Hz. Âdem’e eşyaların isimlerini öğretmiş ama meleklere öğretmemişti. Melekler günahsız varlıklar, insanlar günah işleyemeye temayüllü varlıklardı ama buna rağmen insanlar meleklerden üstün kılındı. Çünkü onun bir vazifesi vardı. O halde değer vazifeye göredir. Ne kadar değerlisin, yüklendiğin vazifen kadar. Ne kadar değerlisin, sahip olduğun ilmin kadar. Allah Azze ve Celle meleklere Hz. Âdem’in vazifesini gösterdi sonra ilmini ispat etti ve “Âdem’e secde edin” dedi. Anlaşıldı ki insanın üstün yaratılmasının sebebi vazifesi ve ilmidir. Allah Azze ve Celle “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”7 “Oku yaratan Rabbinin adıyla” diyerek ilme ne kadar kıymet verdiğini gösterdiği halde, ilmin kıymetini unutan bir ümmet durumuna geldik. Allah zenginle fakir bir olur mu demedi. Padişahla çöpçü bir olur mu demedi. “Bilenle bilmeyen bir olur mu” dedi. Allah, kendi katında neyin kıymetli olduğunu anlatıyor. Ümmet bugün içler acısı durumdadır. Her gün akan kan bizim kanımız, milyonlarca şehit verdik, yüzyıldır onlarca milyon şehit! Ve şimdi sebep arıyoruz, ümmetimiz neden bu hale geldi diye soruyoruz. Bir kısmımız gerileyişimizin sebebini bilimde geri kalmak olarak açıklıyor, hâlbuki bu sebep değil, sonuçtur. Böyle düşünenler sebep ile sonucu karıştırıyorlar. Bir kısmımız zenginleşmeliyiz diyor, diğer bir kısmımız bilim adamları yetiştirmeliyiz diyor. Herkes kendince bir çözüm yolu öneriyor. Hâlbuki gönderilen bu kitap “Oku” diyerek başladı. Eğer ümmet Kur’an’ı gereği gibi okusaydı, bizi bu duruma düşüren gerçek mikrobu bulabilecekti. Okumayanlar, ümmetin bu duruma düşmesine sebep olan o mikrobu nasıl bulacaklar? Kafa yormayanların basit laflarıyla bu ümmet kurtulamaz! Bilimde geri kaldık diyen ve sonuçları sebep zannedenler bu ümmeti kurtaracak projeler geliştiremezler. Bilimden evvel vahyi okumayı terk ettik. Kur’an okuduğumuz zamanlarda bilimde öncülük yapan dünya devleti idik. Peygamberimizden itibaren dünyada bütün ilim dallarının temellerini atanlar Müslümanlardır. Bunu Batılılar da kabul ederler hatta batılı bir Filozof “Rönesans’ı İslam’a borçluyuz” der. Kitabına “Oku” diye başlayan bir dinin mensubu olduğumuz halde şu anda dünyada en az kitap okuyan milletiz. Amerika’da kişi başına kitap için ayrılan ücret 100 dolar yani herkes yılda 100 dolarlık kitap alıyor. Bu rakam Türkiye’de 10 dolar. 7 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da bir kitap basıldığı zaman 100.000 adet basılıyor. Türkiye’nin nüfusu 80 milyon olduğu halde bir kitap basıldığı zaman 2000- 3000 adet basılabiliyor, çünkü kimse almıyor. İstatistikî bilgilere bakarsanız, halimizin perişan olduğunu görürsünüz. Verilere göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride.8 Hâlbuki bu millet zamanında dünya devleti olmuş, tüm dünyayı idare etmişti. İlim olmasaydı dünyayı idare edebilir miydik? Nereden nereye geldik. Allah Azze ve Celle neden “Oku” dedi? Eğer okumazsan ya da okumayı bir müddet sonra terk edersen kibirlenmeye başlarsın. Böyle olmasın diye Kur’an iki kez tekrar etti. “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!” Okumaya devam etmelisiniz yoksa kibirlenmeye başlarsınız. Sürekli okumayan kişi her şeyi bildiğini zanneder, okudukça bir şey bilmediğinin farkına varır. Hiçbir şey bilmediğini en çok bilenler bilir. Bir insan ne kadar biliyorsa o kadar da bilmediğinin farkındadır. Bir insan ne kadar bilgisiz ise o kadar bilmediğinin farkında değildir. O yüzden; “Bildiğini bilenin, arkasından gidin! Bildiğini bilmeyeni, uyarın! Bilmediğini bilene, öğretin! Bilmediğini bilmeyenden, kaçın!’’ denilmiştir. Bir insana bir şey öğretmek istiyorsanız, evvela ona bilmediğini öğretmelisiniz, bilmediğini bilmeyenle konuşan boşuna konuşur. Ümmetin kurtuluşunu isteyenler ve bu duruma gelmesinin gerçek sebeplerini bilmek isteyenler yeniden okumak zorundadırlar. Okumadan atılacak adımlar sonuçsuz kalacaktır. Akıllı insan bilgileri ucuza mal eder, tecrübe ederek ilmini arttırmaz çünkü tecrübe ederek öğrenmek pahalı bir yoldur. Kitap okuyarak öğrenmek ucuz bir yoldur. Gerçekleri öğrenmek okumakla olur. İşte ucuza mal etmek böyle olur. Her bir kitap ortalama 5- 10 TL, alırsın hayatın değişir, belki biraz kafa yorarsın Ümmet-i Muhammed’in kurtuluşuna vesile olursun. Bize yeni bir nesil lazım, okuyan bir nesil… Şeytan için tehlikeli olan bir nesil, ilim uğrunda birçok sıkıntılara katlanabilecek olan bir nesil… Abdulkadir Geylaniler, İmam-ı Azamlar, İbni Sinalar lazım… Yalnız okumakla kalmayacak aynı zamanda harekete geçecek olan bir nesil. Aydın ve âlim vasfına sahip bir nesil; bir taraftan İslami ilimleri okumuş, diğer taraftan beşeri bilimleri okumuş, dünya siyasetini bilen; sosyolojiye, psikolojiye, uluslararası ilişkilere hakim olan bir nesil. Ve ilim uğrunda her şeyi göze alan bir nesil. Kıymetli kardeşlerim, bu sene herkes kendisi için bir hedef koymalı. Okuyabilen haftada bir kitap, bunu yapamayan 15 günde bir kitap, bunu da yapamayan hiç olmazsa ayda bir kitap okumayı hedeflemeli. Bu sene daha fazla okumaya ağırlık vermeliyiz. İşte o zaman güçleneceğiz, okuyan insan güçlü olur, okuyan insan cesur olur, okumak insana cesaret kazandırır. Allah Azze ve Celle Davet kapsamında “Okuma, Yaşama, Anlatma Senesi” ilan ettiğimiz bu sene tüm kardeşlerimin; okuyan, yaşayan ve sahabedeki davetçi ruhuna ulaşmış bir şekilde çevresindeki insanları hakka davet eden, mazlumlara yapılan zulümleri her yerde anlatan davetçilerden olmalarını nasip eylesin. Allah’ın rahmeti üzerinize olsun. Konuya devam etmek dileğiyle Allah’a emanet olun