Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 59 – 18 Ekim 2019

Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 59 – 18 Ekim 2019

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin, 18 Ekim 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Devamı için bizi takipte kalınız…

Alo Selamun Aleykum… Ben Alparslan Kuytul…

Bugün öyle bir mahkeme değil zaten. Bu mahkemenin daha son duruşması değil. En az iki duruşma daha devam eder. Beraat falan beklemeyin yani şu anda öyle bir şey yok. Çünkü öyle bir aşamaya gelmedi daha. Sürekli ek iddianameler hazırlıyorlar. Maksat, mahkemeyi uzatmak. 6 konuşma idi 1 tane daha eklediler. Şimdi 13 tane daha eklediler, 18 konuşmaya çıktı. Ondan dolayı şu anda öyle bir şey beklemeyin.

Ben aslında bugün cumadan sonra telefon açacağım diye başvuruda bulundum ama herhâlde kabul edilmedi. Gelip çağırdılar.  Mahkeme de daha çağırmadığı için ben telefon etmeyi o zaman uygun gördüm. Normalde şu anda değildi telefonum aslında da.

Ne diyelim? Allah’ın dediği olur. Takdir-i İlahi. Biz Allah’a teslim olduk. Nasıl isterse öyle olacak. Biz illa de filan tarihte olsun diye düşünmemeliyiz. Allah en iyisini bilendir. Ne zaman uygun görürse o zaman çıkartır. Geciktiriyorsa vardır bir hikmeti. Kur’an-ı Kerim buyuruyor; “Vasbir li hükmü Rabbik” “Rabbinin hükmüne sabret” “Fe inneke bi a’yunine” “Muhakkak sen bizim gözlerimizin önündesin” Biz Allah’ın gözleri önündeyiz. Allah’ın hükmüne de sabrediyoruz. Allah hiçbir işini geciktirmez, ihmâl etmez… Eğer böyle takdir ediyorsa demek ki bizim lehimize olan budur. Onların cesareti alimlerinin ve aydınlarının cesareti kadardır. Eğer bir toplumda alimler ve aydınlar cesaretini kaybetmişse toplum da kaybeder. Alimlerin ve aydınların sustuğu bir toplumda kitleler susmaya ve uyumaya devam eder.

Bir toplumu aydınlatmak isteyenler yanmayı göze almalı çünkü yanmayanlar aydınlatamazlar. Elbette yanlışları sorgulayanlar sorgulanmayı göze almalı. Çünkü sorgulanmaya razı olmayanlar toplumun, yanlışlarını sorgulamasını sağlayamazlar. Ben bunu yapmaya çalıştım. Ben arkamda cesaret bırakmak istedim. Ben arkamda hayırlı bir nesil bırakmak istedim. Hakkı savunan insanlar bırakmak istedim. Korkak bir nesil bırakmak istemedim. Herkes işin edebiyatını yapmayı biliyor. Ama gerçeğe gelince herkes susuyor. Herkes edebiyat yapmayı biliyor. Mesela; “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır gibi…” Ama ondan sonra haksızlık karşısında herkes susuyor. O zaman niye edebiyat yapıyoruz ki? Yapmayalım o zaman.

Korkaklar diyordum… Korkaklar, tek bir ya da başka bir ülkedeki zalimleri; cesurlar, yaşadığı ülkenin zalimlerini eleştirirler. Korkaklar, ölmüş zalimleri; cesurlar, yaşayan zalimleri eleştirirler. Şu anda işte bu olaylar aslında kimin korkak, kimin cesur olduğunu ortaya çıkarmış oldu. Bir nevi turnusol kâğıdı gibi kim samimi, kim değil ortaya çıkarmış oldu.

Suç arıyorlar bulamıyorlar. Ne yapsak ne etsek diye şaşırmış vaziyetteler. Her gün yeni bir konuşma çıkartıyorlar. Böyle giderse bu mahkeme sittin sene sürer. Sonuçta hepsi de birbirinin benzeri aynı görüşler. Farklı zamanlarda ortaya atılmış söylenmiş olan şeyler. Bir fark yok ama maksat mahkemeyi uzatmak. Bir suç arıyorlar ama suç bulamıyorlar. Bunların durumu şeye benziyor. Caligula adında bir Roma imparatoru varmış. Bu, Roma’ya Hz. İsa Aleyhisselam’dan birkaç sene sonra hükmetmiş, 37 yılından 41 yılına kadar dört-beş yıl. Bunun Dracus adındaki bir generali varmış. Bir gün Dracus adındaki generali idam etmek istiyor. Bu kral çok zalim bir adammış. Birçok kimseyi idam ediyormuş. Kendisi için tehlike gördüğü için bunu da idam etmek istiyor. Ama bir bahane bulamıyor. Bunun üzerine ona diyor ki; “Ey Dracus! Sen dürüst bir adamsın. Bu nedenle gerçek bir Romalı olamazsın. Seni vatana ihanetten tutukluyorum…”  Yani gerçekten bunların hali ona benziyor. Hiçbir suç bulamıyorlar. Böyle, sırf beni uğraştırmak, mahkemelerde süründürmek…

Çok şükür, çok şükür. Mazlumların gözyaşları sel olur, sarayları yıkar. Bu, tarih boyunca da böyle olmuş. Biz Mevlana’nın dediği gibi; “Aşk denizine giren gemiyi limana çekmez” Biz, gemimizi limana çekecek değiliz. Bu mücadeleyi bugüne kadar getirdik. Bundan sonra da ölene kadar devam ettireceğiz. Mevlâna diyor ki; “Çalınan her kapı açılsaydı ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı…” Öyle, şimdi Allah her duamızı hemen kabul etse, hemen istediğimizi verse o zaman ümidimiz var mı yok mu, sabrımız var mı yok mu, isteğimiz ne kadar? Anlaşılmazdı ki… Onun için Allah herkesi imtihan ediyor. Ümidi ne kadar, Allah’tan gerçekten ümidi var mıdır, sabırlı mıdır, Allah’a şükrediyor mu, teslimiyet gösteriyor mu, tevekkül ediyor mu? Bunların hepsini Allah ortaya çıkartacak. Önemli olan budur. Hz. Musa gibi tevekkül sahibi olursak ve karşımızdakiler Firavun değil ama Firavun bile olsaydılar hiçbir şey değişmezdi. Tevekkülü Musa olanın imtihanı Firavun olsa ne olur? Dolayısıyla önemli olan bizim Musa gibi olabilmemiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?