Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 61 – 01 Kasım 2019

Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 61 – 01 Kasım 2019

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin, 01 Kasım 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Alo Selamun Aleykum… Ben Alparslan Kuytul…

Nasılsın iyi misin? Ben de iyiyim hamdolsun. Annem nasıl? Çocuklar da iyi? İyi. Bugün gelecek mi avukat? Kim dedin? Evet tamam. Onun dışında iyiyim iyiyim, çok şükür. Tamam.

Şimdi Müslümanların suskunluğuyla ilgili olmuş bir olay var da onu söylemek istiyorum.

Zamanında, çok yıllar önce Bursa’da bir zat bir çeşme yaptırıyor. Üzerine de: “Her kula helal Müslümanlara haram” diye yazdırıyor. Tabii olay oluyor. Çünkü toplum Müslüman, “Neden böyle yazdın?” diye herkes itiraz ediyor ve olay mahkemelik oluyor.

Hâkim soruyor: “Neden böyle bir şey yazdın?”

Diyor ki: “Hâkim bey sebepleri var, delilleri var.”

Hâkim: “Nedir?” diyor. “Size söyleyemem hâkim bey. Ben bunu ancak padişaha söylerim” diyor. Padişaha haber ediyorlar.

Padişah soruyor: “Neden böyle bir şey yaptın?” “Padişahım sebeplerim var, delillerim var. Boşuna yapmadım, açıklaması var.” diyor.

 Padişah: “Söyle. Açıklaması neymiş?” diyor.

O adam diyor ki: “Ama bazı şartlarım var. Önce onları yapmanız lazım.”

Padişah: “Nedir?” diyor.

Adam diyor ki: “Cumartesi günü Yahudilerin filan alimini hapse atın. Bakalım ne olacak?” Yapıyorlar o şekilde. Tabii, bütün Yahudilerin hepsi itiraz ediyorlar. Büyük bir olaya dönüşüyor.

İşte, “Bizim alimimize niye böyle yaptınız? Bizim hocamız böyle bir şey yapmaz. Onun bir suçu yoktur…” gibi herkes onu savunmaya başlıyor. Hatta başka devletlerin elçileri gelip onu savunuyorlar. Padişahla görüşmek istiyorlar. Ondan sonra böyle bu şekilde bir hafta sürüyor ve bu çeşmeyi yaptıran zat padişaha diyor ki: “Tamam padişahım, artık çıkartabiliriz. Bir Yahudi alimini hapse atınca Yahudilerin ve diğer devletlerin ne yaptıklarını gördük.” Diyor.

Adam: “Şimdi de bir Hristiyan alimini hapse atalım.” diyor. Öyle yapıyorlar. Onu da bütün Hristiyanlar savunmaya başlıyor. “Bizim hocamız böyle bir şey yapmaz. Bizim rahibimiz, bizim papazımız böyle bir şey yapmaz. Varsa bir hata, istemeden yaptıysa, bir kusur olduysa hepimiz kendi aramızda para toplarız, tazminatını öderiz…” Vesaire vesaire, herkes itiraz ediyor. Ve “Bu haksızlık bir zulümdür. Siz bize neden böyle davranıyorsunuz?” vs. Diğer devletlerden de padişaha bu şekilde elçiler gelip itirazda bulunuyorlar. Ve sonra bu çeşme yaptıran zat diyor ki: “Tamam artık, onu da bırakabiliriz padişahım.” Bırakıyorlar onu da.

Sonra, “Şimdi Bursa Ulucami’nin imamı alim bir insanmış onu alalım” diyor. “Cuma günü hem de Cuma hutbesi verirken alalım. Bakalım Müslümanlar ne yapacaklar?” Alıyorlar. Müslümanlardan çıt yok. Herkes diyor ki: “Devletimiz aldıysa mutlaka bir sebebi vardır.” Muhafazakâr Müslümanlar, devleti hatasız gören Müslümanlar… “Biz de onu işte alim bir insan zannederdik de meğerse neler yapıyormuş neler…” gibi konuşmaya başlıyorlar.

Bir hafta sonra bu çeşme yaptıran zat diyor: “Tamam padişahım şimdi onu da serbest bırakabiliriz.” Serbest bırakıyorlar. Ve bu zat padişaha diyor ki: “Padişahım şimdi sen söyle bu Müslümanlara suyu helal edeyim mi etmeyeyim mi?” “Bakın, Hristiyanlar kendi rahiplerini, papazlarını savundular. Yahudiler kendi hahamlarını savundular. Diğer devletler de yardım ettiler. Padişah, rahiple hahamı geri bıraktığı zaman hatta padişaha gelip teşekkür ediyorlar. Diğer devletlerden elçiler geliyor aynı şekilde teşekkür ediyorlar. Müslümanlarda ne alimler alınınca sesini çıkartan var ne bırakılınca teşekkür eden var… Bu şekilde, şimdi sen söyle, ben bunlara yaptırdığım bu çeşmenin suyunu helal edeyim mi, etmeyeyim mi?”

Padişah diyor ki: “Vallahi bunlara su değil hava almak bile haram” Yani, “Ben seni anladım. Sen aslında doğru söylüyorsun.” diyor.

Müslümanlar gerçekten tüm haksızlıklara sessiz kalmakta birinci olmuş durumdalar maalesef. Her şeyi doğru görmeye meyilli, “Devlet yaptıysa doğrudur” şeklinde düşünmeye meyilli… “Devlet birisini dövüyorsa mutlaka bir sebebi vardır” diyen bir toplum, devlet yetkililerini hatasız görüyor demektir. Halbuki kimse hatasız değil. Daha evvel de demiştim: “Yahudiler Yahudileri, Hristiyanlar Hristiyanları, solcular solcuları, sağcılar sağcıları savunuyor ama birkaç istisna dışında, İslamcılar, dindarlar, hocalar, cemaatler birbirlerini savunmuyorlar. Yazıklar olsun!”

Susa Susa Bitecekler!

Şimdi bunları niye anlattım? Dünkü haberlerde, İstanbul Kağıthane’de bir yurdu yıktılar. Sanıyorum Süleymancıların yurdu.  Açıklamadılar ama herhalde onların. Bize bugüne kadar bir sürü haksızlıklar yapıldı, biz bunları söyledik. Başkalarına yapıldığı zaman onları da söyledik. Evet, haberlerde gördüm. Yani aslında kademe kademe bütün muhalifler susturuluyor. Bütün muhaliflere zulüm ve haksızlık yapılıyor ama kimseden çıt çıkmıyor. Herkeste korku var. Diyorlar ki: “Ben şimdi konuşursam bize de yapılır.” Zaten sıra sana gelecek kardeşim, sıra sana gelecek… Sırayla gidiyorlar. Bir plân dahilinde ilerliyorlar. Ve İslam düşmanları da hükûmetteki bu nefreti kullanıyor. Onların da işine geldiği için onlar da bu nefreti kullanıyor. Bir 15 Temmuz bahanesiyle bütün muhalifler susturuluyor. Konuşmaktan korkanlar, “Susarsak bu dönemi atlatırız, konuşursak biteriz” zannediyorlar. Halbuki tam tersine susa susa bitecekler!

Bir tek Ak Partiden bir milletvekili, Mustafa Yeneroğlu konuşuyordu bazen… Bu yapılan haksızlıkları dillendiriyordu. Onu da dün, partiden istifa etmek zorunda bıraktılar. Bülent Arınç konuşmaya başladı, son zamanlarda birkaç kelime söylüyor ve gerçekten söyledikleri de doğru. Ama kimsenin onu da dinlemeye niyeti yok. Ve herhalde ona da yakında baskı yapacaklardır. Zaten Ak Partililerden evvel MHP’liler tepki gösteriyor kendisine. Onlarla ne işi varsa? Yani masum insanların işten kovulması kimin işine yarıyor? İslami kimliğinden dolayı işten kovulan bir sürü insan var. Bunlar kimin işine yarıyor? Bunları hesaba katmadan herkes müdahale ediyor. Kendileri konuşmadıkları gibi konuşanları da susturmaya çalışan bir ekip var.

Âlimlerin ve aydınların sustuğu bir toplumda kitleler susmaya ve uyumaya devam eder. Aydın ve âlimlerin sessizliği kitleleri sessizliğe, kitlelerin sessizliği ise idarecileri diktatörlüğe götürür. Yanlışlar susuldukça artar, eleştirildikçe azalır.Onun için mutlaka herkesin yanlışlar üzerinde durması ve Hz. Ali’nin şu sözünü unutmaması lazım. Hz. Ali Radıyallahu Anh: Dünyadaki en acı ses, acı çeken bir mazlumun suskunluğudur” demiş. Yine kendisi bir başka sözünde de diyor ki: “Bir zulme engel olamıyorsanız onu herkese duyurun!”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?