Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 53 – 6 Eylül 2019

Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 53 – 6 Eylül 2019

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin, 6 Eylül 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Devamı için bizi takipte kalınız…

Alo Selamun Aleykum, Ben Alparslan Kuytul…

Nasılsın iyi misin? Çok şükür hamdolsun ben de iyiyim.

Rabbimin dediği olur… Çıkarsam birlikte devam edeceğiz, çıkmazsam siz orada, ben burada ama yine birlikte devam edeceğiz. Tahliye olmamam her şeyin sonunun geldiğini göstermez, vaktinin gelmediğini gösterir. Allah daha güzel günlere hazırlıyor demektir. Unutmamak lazım ki yay ne kadar gerilirse ok o kadar uzağa düşer. Tahliye olmama durumunda kimsenin morali bozulmasın, Allah bizimledir. Her zaman son sözü Allah söyler. Taşıdığımız yük altındır, elmastır. Bu yükü veren taşıma kudretini de verecektir. Belki bazen belimizi çatırdatacaktır ama sonra Allah’ın rahmeti gelecektir ve yükü hafifletecektir. Önemli olan taşıdığımız yüktür, yükü kendimizden daha kıymetli görmeliyiz.

Hangi zulmü yaparlarsa yapsınlar hangi iftirayı atarlarsa atsınlar Kur’an’ın elmas gibi olan hakikatlerini ve tevhid davasını ölene kadar anlatmaya devam edeceğiz. Çok şükür hiçbir zaman teröre bulaşmadık, suç örgütü de olmadık. Biz her zaman hayır örgüt olarak faaliyet yaptık. Buna da binlerce, yüzbinlerce insan şahit… Herkes hedefimize kilitlenmeli, ümmetimizin kurtuluşuna Müslümanların bu zilletten kurtuluşuna kilitlenmeli. Mahkemeye ve benim tahliyeme kilitlenmemeli. Ümmetimizin kurtuluşuna kilitlenenler yola devam ederler tahliyeye kilitlenenler tahliye de gerçekleşmezse moralleri bozulur. Belki geride kalanlardan olurlar. Öyle olmamaları için ümmetin kurtuluşuna, Müslümanların kurtuluşuna kilitlenmeliler.

Mevlâna diyor; “Üzülme çünkü yaratan umudu en çaresiz anlarda yollar. Unutma yağmurun en şiddetlisi en kara bulutlardan çıkar.” Biz daima ümitvâr olmalıyız, daha şiddetli karabulutlar gelse bile daha fazla rahmet geleceğini gösterir. Dolayısıyla moral bozmaya gerek yok. Hem sonra bu dünyanın ne ehemmiyeti var ki… Hz. Ebubekir Sıddık diyor ki; “Bir hayat ki neticesi Cennet, cefasından ne çıkar; bir hayat ki neticesi Cehennem, sefasında ne çıkar.” O halde, biz madem ahirete iman etmişiz bu dünyayı ve dünyanın rahatını çok önemsememek icap eder. Allah Azze ve Celle kendi yolunda mücadele edenlere cennetini vaat ediyor. O halde bu dünyanın cefasına da değer. Fikirler, uğrunda çile çekilip fedakarlıklar yapılmadıkça cansızdır. Ne zaman ki bir inanç ya da fikir uğrunda çile çekilir ve fedakârlıkla yapılırsa canlanır ve kitleleri de canlandırır. Onun için cefaya ve çileye razı olmak lazım.

Allah’ın ve tarihin bize yüklediği misyon, tevhidi haykırmak, küfre ve zulme karşı dik durmayı Müslümanlara öğretmektir. Misyonumuzu yerine getirmekten kaçmak vebaldir ve misyonumuza ihanettir. Madem bizim misyonumuz tevhidi haykırmak onunla ilgili de şunu söylemek istiyorum; “En büyük darbecilik, Allah’ın hükmetme yetkisini ele geçirmektir, Allah’ın hükmetme yetkisine darbe yapmaktır. En büyük haksızlık Allah’ın hükmetme yetkisini ele geçirmektir en büyük gasp, Allah’ın hükmetme yetkisini gasp etmektir.” Dolayısıyla bu gaspı, bu haksızlığı önlemek de her Müslümanın vazifesidir. Hükmetmek Allah’ın hakkıdır çünkü her şey O’nundur ve en iyi bilen de O’dur o halde Müslümanlar bu vazifeyi yerine getirmekten kaçamazlar. Moralimiz bozuldu deyip de kenara çekilemezler.

“Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” diyenleri zindana gönderenler “Allah’ın dünyasında bizim dediğimiz olur” demektedirler. Aslında bunu açıkça ifade etmeseler bile yaptıklarının manası budur. Çünkü Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı diyenleri mademki hapse atıyorlar demek ki aslında bizim dediğimiz olur diyorlar.

Sessiz kalan Müslümanlara gelince, Yahudiler Yahudileri, Hristiyanlar Hristiyanları, solcular solcuları, sağcılar sağcıları savunuyor ama birkaç istisna dışında İslamcılar İslamcıları savunmuyor, yazıklar olsun! Tevhidi anlattığı ve haksızlıklara karşı geldiği için zindana gönderilen Müslümanları savunmayanlar Papaz Brunson’ı savunan Trump kadar olamadılar yazıklar olsun! Haksızlıklar karşısında susanlar uyumaya devam etmek istiyorlar demektir. Yarınlar zulme sessiz kalanların değil hakkı haykıranların olacaktır. Herkes layık olduğu yere inecektir ya da yükselecektir.

Adana’dan bir kardeşimiz bir şiir yazmış. Onunla ilgili bir iki kıtasını söyleyeyim:

Sahte dostluklar edinemeyeceğimize

Zalimlere biat edeceğimize

Hak yoldan sapacağımıza

Gerekirse zindanda devam ederiz.

Mazlumun sesi olmayacağımızı

Kula kulluk edeceğimize

Dinden taviz vereceğimize

Gerekirse zindanda devam ederiz.

Yanmayanlar aydınlatamazlar. Yanmayı göze alacağız ki dünyayı ve insanlarımızı aydınlatabilelim. Zillet içinde sefa süreceğime izzet içinde cefa çekerim.

En büyük ahmaklık, kısa dünya hayatı için ebedi cenneti kaçırmaktır. Bu ahmaklığı yapmamalıyız. “Rahatımız için hakikati terk etmek ya da hakikat için rahatımızı terk etmek…” İşte bütün mesele bu… Hangisini yapacağız ona göre de Allah bizim yerimizi tayin edecek. Rahatımız için hakikati mi terk edeceğiz, hakikat için rahatımızı mı terk edeceğiz? İşte mesele budur…

Geçen dergide senin bir sözünü okudum onu söyleyeyim. Güzel hoşuma gitti. “Haksızlık karşısında duranlar değil hakkın karşısında olanlar korksun” Evet, çünkü haksızlık karşısında duranların yanında Allah var. Onları destekleyen Allah’tır ama hakkın karşısında duranlar hiçbir zaman kazanamazlar çünkü Allah’ın karşısında kazanmak mümkün değildir.

Adaleti gerçekleştirecekse Allah gerçekleştirecek insanlar değil. Allah onları ona mecbur edecek. Orhangazi diyor ki; “Adaletin en kötüsü geç tecelli edenidir.” Evet gerçekleşse bile Adalet yine de geç tecelli eden Adalet değildir.

Allah Azze ve Celle Maide suresinde; “Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”

 Evet mademki doğruları söylememizin faydasını kıyamet günü göreceğiz ve mademki cennete gireceğiz madem Allah bizden razı olacak ve bizi razı edecek o halde başımıza gelenlerin hiçbir önemi olamaz. Bir kişinin düşünmesini sağlamak için konuşan on kişinin saldırısına hazır olmalıdır. Biz de buna razı olduk hakikatleri söyledik madem ki doğruluğumuz bize fayda verecek o halde gerisinin önemi yok…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?