Hz. Ümmü Gülsüm Annemiz
04 Oca 2015

Ümmü Gülsüm (rha) Peygamber Efendimize peygamberlik verilmeden önce Mekke’de doğmuştu. Mekkeli müşrikler ‘Muhammed’in kız çocuğundan başka çocuğu olmuyor’ diye alay ediyorlardı. Onlar kız çocuğu doğduğunda diri diri toprağa gömecek kadar kalpleri kararmış cahil, vahşi ve merhametsiz kimselerdi. Bu kimseler için Kur’an-ı Kerimde rabbimiz şöyle buyurmuştur: ‘’ Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür...” (Nahl sûresi; 58 - 59)

Peki, Ümmü Gülsüm kimdir, isminin anlamı nedir? Şimdi o güzel yüzlü, İslam’ın zor ve çileli günlerine şahitlik etmiş olan Hz. Muhammed (sav)’in kızının hayat hikayesine tanıklık edelim…

Niçin Ümmü Gülsüm İsmi Verildi?

Resûlullah’ın biricik kızı cehaletin ve vahşiliğin bu denli koyu olduğu bir zamanda doğmuştu.  Dolgun ve güzel bir yüze sahip olduğu için bu manaya gelen ‘Ümmü Külsüm’ ismi verildi. Ümmü Gülsüm isminin anlamı bütün güzeller içinde en güzel olan ve güzel yüzlü anne anlamları taşımaktadır. Ablası Rukiye ile ikiz gibi büyüdüler. Her ikisi de cahiliye döneminde Ebu Leheb ‘in oğulları ile nişanlandılar. (Ümmü Gülsüm Uteybe ile, Hz. Rukiye Utbe ile) Fakat Rabbimiz Teâlâ onlara müşrik eli değmeden korumuş tekrar baba ocağına dönmeyi nasip etmişti.

Ümmü Gülsüm, annesi Hz. Hatice ile beraber İslam’a ilk girenlerdendi. Cahiliye döneminde Ümmü Gülsüm annemiz Uteybe ile nişanlanmış ardından Tebbet suresi nazil olunca; Ebu Leheb oğullarına baskı yaptı ve Muhammed’in kızlarından ayrılın dedi. Onlarda babalarına uydu ve nişanı bozdular. Böylece Resûlullah’ın goncaları müşrik ellerinden korunmuş oldu.

Ümmü Gülsüm’ün Payına Sabır Düştü

Bir müddet sonra Hz. Rukiye, Hz. Osman ile evlenip Habeşistan’a hicret etti. Kendisi ve kardeşi Fatıma Mekke’de babalarının yanında kaldılar. İki ablası da evlenince bütün işler ona kalmıştı. Müşriklerin eziyetleri, ambargoları ve saldırıları çoğalmış açlık ve sefalet artmıştı. Müslümanlar Ebu Talip mahallesinde resmen hapsedilmişlerdi. Üç yıllık ambargo sürecinde anne ve babasının acısını ve yükünü hafifletmeye çalıştı.  Minicik yüreğiyle annesine ‘üzülme anneciğim’ diye teselli verdi. Bu zorlu günlerin bir gün biteceğine ve şafağın Müslümanlar üzerine doğacağına inanıyordu ve sabrediyordu. Sabretmenin sonunda, Allah’ın yardımının geleceğine iman ediyordu. Ve beklenen gün geldi. Ebu Talip ambargonun kalktığını ve Kâbe’ye asılan vesikanın parçalandığını duyurdu. Bu habere bütün Müslümanlar sevindi.

Ümmü Gülsüm’ün Annesi Hz. Hatice’nin Vefatı

Çekilen çileye ve eziyete rağmen İslam’ın ilk neferleri imanlarından taviz vermedi. Sıkıntılar imanlarını artırdı, azimlerini biledi. Hz. Hatice annemiz bu ambargo sürecinde çok rahatsızlanmış ve zayıf düşmüştü. Hicretin 10. Yılının ramazan ayında Hatice annemizin rahatsızlığı iyice artmış durumdaydı. Ramazan’ın 10. Günü Hz. Hatice ruhunu Mevlasına teslim etti. Resulü Ekrem Efendimiz biricik eşini kendi elleriyle Hacun Kabristanına defnetti.

İslam ile şereflenen ilk kadın ve “Ondan daha hayırlı bir eş yoktur.” iltifatına mazhar olan Hz. Hatice annemizin vefatından sonra, Ümmü Gülsüm’ün ev içerisindeki sorumluluğu daha da arttı. Evin bakımı ve hizmetler hep ona kaldı. Babasının İslam davasında ne kadar zorlandığına ve yorulduğuna birebir şahitti. Mekke, Müslümanlara zindan edilip hicret izni verildiğinde önce sahabeler sonra Resulü Ekrem efendimiz Medine’ye hicret ettiler. Daha sonra da Efendimizin aile ve efradı getirildi.

Ablası Hz. Rukiye’nin Vefatı

Ümmü Gülsüm Medine’ye hicret ettiğinde biricik ablası Rukiye hasta yatıyordu. Bir kardeş ve evlat olarak vefat edene kadar hem babasına hem ablasına bakmıştı. Bu sırada müşriklerin Medine’ye saldıracağı haberi Müslümanlara geldi. Resulü Ekrem Efendimiz Kureyşlileri Bedir’de karşılamak üzere Müslümanları topladı. Kızı Hz. Rukiye’nin rahatsızlığı artınca Hz. Osman’ı Medine’de onun yanında bıraktı.  Bedir müjdesi Medine’ye ulaştığında Hz. Rukiye ruhunu Rahman’a teslim etmişti.  Rasullah kızının kabrine geldi, dua etti ve Cennetü’l Baki’ye defnedildi.

Hz. Osman, Rukiye annemiz ile çileli bir o kadar da mesut bir evlilik hayatı yaşadı. Şimdi ise o çileli günlerdeki yardımcısı ve destekçisi biricik hayat arkadaşını kaybetmişti. Ayrıca Resûlullah’ın ile de hısımlık bağı kopmuştu. Buna çok üzülüyordu. Yakınları pek çok kız teklif etseler de Hz. Osman kabul etmiyordu. ‘’Hz. Rukiye’nin yerini kimse dolduramaz’’ diyordu. Arkadaşının üzüntüsünü gören Hz. Ömer kızı Hafsa’yı ona teklif etti ama istediği cevabı alamadı. Buna üzülen Hz. Ömer Efendimizin huzuruna geldi ve ‘’Ya Rasulallah! Hafsa ile evlenmeleri için Ebubekir ve Osman’a teklifte bulundum. Hiçbir cevap alamadım.” diyerek üzüntüsünü dile getirdi.  Efendimiz Ömer’i “Hafsa, Osman’dan daha hayırlısı ile Osman da Hafsa’dan daha hayırlısı ile evlenecek” diyerek hatırını hoş etmeye gayret etti. Bu müjde ile onun gönlünü aldı.

ZİNNUREYN İKİ NUR SAHİBİ

Bir gün Hz. Osman hüzünlü ve ağlamaklı bir halde Rasûlullah’ın huzuruna geldi. Hüznünü yüzünden okuyan efendimiz ona hatırını sordu:’ “Ey Osman! Neden bu kadar üzüntülüsün?” buyurdu. O da; “Ya Rasûlullah! Ben üzülmeyeyim de kim üzülsün? Kızınızın vefatıyla yalnız kaldım. Daha da mühimi sizinle olan hısımlık bağım koptu.” dedi. Bunun üzerine: Resûlüllah: “Ey Osman! İşte Cebrail! Allah’ın, Ümmü Gülsüm’ü de sana nikâhlamamı emrettiğini bildiriyor” buyurdu. Bu müjdeye Hz. Osman (r.a) çok sevindi.

Annesinin yokluğunda ümmetin bütün kadınları peygamberin biricik kızına yardımcı oldu ve hazırlıklar kısa sürede tamamlandı. Hicretin 3. Yılında Hz. Osman ile Ümmü Gülsüm’ün düğünleri oldu. Böylece Hz. Osman ikinci kez Efendimize damat olma şerefine nail oldu. Bundan sonra Hz. Osman ‘’ Zinnûreyn = iki nur sahibi” unvanıyla çağrıldı.

Ümmü Gulsum (r.a.) altı sene Hz. Osman (r.a.) ile beraber huzur dolu, mutlu bir hayat yaşadı. Hudeybiye’de Beyat-ı Rıdvan’da bulundu. Kaza umresine katıldı. Mekke Fethine katıldı.

ÜMMÜ GÜLSÜM (ra)’ın KISACA HAYATI

Ümmü Gülsüm veya Ümmü Külsüm olarak bilinmekle birlikte, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav) ile Hatice bint Hüveylid'in üçüncü kızıdır. İlk olarak Resûlullah’ın amcası Ebu Leheb ‘in oğlu Uteybe ile nişanlanmıştı. İslâm'dan sonra Uteybe, Ebu Leheb ‘in baskı ve zorlaması sonucunda Ümmü Gülsüm’den ayrılmıştı. Hicret'in üçüncü yılında (625)- Hz. Osman ile evlenmiş, hiç çocukları olmamıştır.  Hicret'in dokuzuncu yılında vefat etmiştir.

ÜMMÜ GÜLSÜM (ra)’ın VEFATI 

Hicri 9. yılın Şâban ayında vefat etti. Onun vefatı, ümmete ölünün yıkanması, kefenlenmesi ve defniyle ilgili birçok konu hakkında sünnetin nakline vesile olmuştur. Yıkanmasında Resûlullah’ın halası Safiyye bint-i Abdülmuttalip, Esmâ bint-i  Umeys, Ümmü Atıyye, Leylâ bint-i Kānif es-Sekafiyye ve ensardan bazı kadınlar katılmıştır. (Hâkim- IV- 48). Resûlullah (sav) kadınlara cenazeyi nasıl yıkayacaklarını tarif etmiş, kendisi dışarıda bekleyerek kefenlik kumaşları vermiş ve izârının ona iç gömleği yapılmasını istemiştir. (Müsned- VI, 380; Buhârî- “Cenâʾiz”, 9; Müslim, “Cenâʾiz”, 36-39, 41-43) Bu konuyla ilgili rivayetlerde genellikle “Peygamber’in kızı” tabiri kullanılmakta, ancak hangi kızı olduğu belirtilmemektedir. Ancak Ümmü Atıyye(ra), Medine’de cenaze teçhiz ve tekfin işinde önde gelen bir kadındı. Hem Zeynep’in hem Ümmü Gülsüm’ün gasil ve tekfininde bulunmuştu.  Dolayısıyla hadiste geçenin Ümmü Gülsüm olması ihtimali yüksektir.

Defin sırasında Hz. Peygamber kabrin bir tarafına oturup, “Bu gece hanımıyla birlikte olanlar kabre inmesin” buyurmuş. Bunun üzerine peygamberimizin kızını Hz.Ali, Fazl b. Abbas ve Üsâme b. Zeyd kabre indirmiş; Ebû Talha el-Ensârî kendisinin de bu şartı taşıdığını söyleyince Resûl-i Ekrem onun da kabre inmesine izin vermiştir. (Müsned- III, 270- Buhârî, “Cenâʾiz”, 32, 72; Hâkim, IV, 47; İbn Hacer, VIII, 289) Bu rivayette de Resûlullah’ın hangi kızının konu edildiği hususunda farklı bilgiler aktarılmış, sonuçta bunun da Ümmü Gülsüm olduğu belirtilmiştir. (İbn Beşküvâl- I, 150-153) Cennetü’l-Baki’ye defnedilip kabre konduktan sonra Hz. Peygamber insanın topraktan yaratıldığını, oraya döneceğini ve oradan çıkarılacağını söylemiştir. Kabir kapatılırken kerpiçlerin düzgün konmasını emretmiş, bunun ölüye bir faydası olmasa da yaşayanlar açısından daha uygun düşeceğini söylemiştir (Müsned- V, 254). Rukıye’nin vefatında olduğu gibi eşinin vefatına üzülen Hz. Osman’ı Rasulullah (sav)‘’ sıhriyyet ölümle değil, boşama ile ortadan kalkar’’ diyerek teselli etmiştir. (Belâzürî- I, 401).

Annesi ve kız kardeşleriyle birlikte ilk Müslümanlar arasında bulunan Ümmü Gülsüm, Mekke ve Medine’de sade bir hayat yaşamıştır. Gasli, kefenlenmesi ve defniyle ilgili hadisler dışında onun ipek çizgili kumaştan yapılmış bir elbise giydiğine dair rivayet (Buhârî- “Libâs”, 30; Ebû Dâvûd- “Libâs”, 11; Nesâî- “Zînet”, 84) kadınların ipek giyebileceği konusunda delil kabul edilmiştir.