28 Şub 2021
Güncelleme Tarihi: 28 Şub 2021 01:03:22

Şehadet ve şehitlik kelimelerinin belki de en çok anlam kazandığı aylardan olan Şubat ayı içinde Metin Yüksel, Malcolm X, Hasan El Benna, Abbas Müsavi, İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Esad Erbili, Zelimhan Yandarbiyev, Şeyh Ragıp Harb, İmad Muğniye gibi öncü şahsiyetlerin şehit olduğu bir aydır. Gelin her birinin hayatı vesilesi ile şehadet ne demek, şehit kimlere denir öğrenelim...

Şehadet Ne Demek?

Günlük yaşamda  özellikle  de İslam aleminde  sıkça kullanılan “ şehadet” kelimesi Arapça kökenli bir kelime olup; tanık, şahit anlamlarına gelmektedir. Müslümanlar için kutsal bir önemi olan şehadet kavramının diğer bir anlamı ise yüksek bir amaç uğrunda ölmektir. İman eden bir kul için en yüce amaç, Allah’ın  sözünün dünyaya hakim olması yani İslam Medeniyeti’nin inşa edilmesidir. İşte şehadet, Müslüman’ın bu yüce amaç doğrultusunda bir hayat yaşaması  ve canını bu yolda vermesidir.Yani hayatını yüce amacına şahit tutmasıdır.

Şehit Kimlere Denir?

Allah yolunda mücadele edip bu uğurda canını veren iman etmiş kişilere şehit denir. Ahirette peygamberlikten sonra en üst mertebe şehitlik mertebesidir.Allah ,şehidin kul hakkı dışındaki bütün günahlarını affeder. "Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Allah´ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde, Rableri katında rızıklandırılırlar. Arkalarından gelecek olanlara şunu müjdelemek isterler: Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmezler. Allah´tan bir nimeti ve lütfu ve Allah´ın mü´minlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.” (Al-i İmran, 3/169-171) Ayetinde ve bir çok ayette Rabbimiz şehitleri övmüş ve şehitlik mertebesinin üstünlüğünü bildirmiştir. Ayrıca yine bir çok ayet ve hadisi şerifle şehit olanların kazanacağı nimetler bildirilmiş ve müminler şehitliğe teşvik edilmiştir.

Elbette ki en üstün şehit Allah yolunda canını verendir. Fakat bunun yanı sıra   Efendimizin Buhari’den aktarılan şu hadisinden"Şehitler beş gruptur. Bunlar: Taun / veba hastalığından ölen, karın ağrısından / iç organlarından muzdarip olarak vefat eden, suda boğulan, bir yıkım altında kalarak can veren ve Allah yolunda şehit olan kimselerdir." (Buharî, Ezan, 32)  bu yollar ile ölenlerin de şehit olacağı sonucu çıkarılmaktadır.

Şehitlik Mertebesi Nedir?

Ahirette peygamberlikten sonra en üst mertebe şehitliktir. Şehit olan müminlerin kul hakkı dışındaki bütün günahları affedilir. Şehit olmak evvela şehitçe yaşamaktan geçer. Şehit olmak  her müslümana nasip olmayan çok büyük bir şereftir. Kalbinde Allah ve Rasulünün sevgisini taşıyan her iman sahibi kişinin arzu etmesi gereken bir mertebedir şehitlik… Geceye doğan dolunay gibi parlamak değil midir şehadet,en karanlık çağlarda…? Şehitçe bir yaşam evvela…

Şehit olmayı arzu eden kişiyi efendimiz şu hadisi ile övmüş ve ona müjde vermiştir. "Şehid olmayı Yüce Allah'tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehidlerin derecesine eriştirir." (Müslim)

Neden Şubat Ayı Şehadet Ayı?

Allah’ın rızasına ulaşmak için bulundukları yerde yapılan haksızlıklara,adaletsizliklere engel olmak adına hakikatin savunucuları olup,İslam  Davasını topluma hakim kılmayı şiar edinen ve bu uğurda canlarını veren Öncü Şahsiyetlerin bir çoğu, Şubat ayında Hakk’ın rahmetine  kavuştu.Dünyanın farklı bölgelerinde yaşasalar da tek bir sese kulak verip tek bir davanın savunucuları oldular.Hakk’ın sesi  ve  İslam davası…İslam’ın hakikatini öğrendikten sonra etraflarında olanlara kayıtsız kalmayarak, gerçek bir dava şuuru ile hayatlarını bu yolda mücadeleye adayan cesur dava adamlarının şehadetleri Şubat ayına denk gelmesi nedeniyle bu aya Şehadet ayı denilmiştir.Malcolm X ‘den Metin Yüksel’e, Hasan el Benna’dan İskilipli Atıf Hoca’ya, Abbas Musavi’den, ZelimhanYandarbiyev’e kadar birçok hak savunucusu suikastlerle ve uydurma gerekçelerle bu ayda şehit edilmiştir.

İşte, İslam ağacını şehadet kanlarıyla besleyen öncü şahsiyetlerden bazıları…

İslam Yolundaki Şehitler

Metin Yüksel

Şehadet bir çağrıdır, nesillere ve çağlara.” Diyerek daha  21 yaşında şehadet şerbetini yudumlayan Metin Yüksel 17 Temmuz 1958’de Bitlis’in Kolongo Yaylasında dünyaya geldi. Babası İslam âlimlerinden Sadreddin Yüksel’dir. Annesi Norşinli Şeyh Masum Efendinin kızıdır. Metin Yüksel henüz 9 yaşında iken ailesiyle birlikte İstanbul’un Fatih semtine taşınmıştır. İslami eğitimini ve Kur'ân derslerini babasından alan Metin Yüksel ilköğrenimini tamamladıktan sonra ortaöğrenim için  kayıt olmuş olsa da 2. sınıfta okula devam etmek istememiş ve okulu bırakmıştır.

Okul hayatı bitmiş olsa da İslami çalışmalarına devam etmiş,henüz 18 yaşında iken Akıncılar Fatih temsilciliğini kurmuştur. “Hakkı ve İslam’ı müdafaa etmek en büyük ibadetlerdendir.” Sözünü  dilinden dökülen birkaç kelime değil kalbi ile tastikleyip hayatı ile ispatlayan genç mücahit Metin Yüksel ülkenin karışık döneminde, tehditler almasına rağmen bir adım dahi geri adım atmadan inandığı davada kahramanca mücadele etmiş,halkı bilinçlendirmek için mitingler düzenlemiş, düzenlediği mitinglerde en ön safta yer almıştır.Kafaların bulanık olduğu, özellikle gençlerin sağ-sol çatışmaları ile birbirini öldürdüğü o karanlık dönemde insanları İslam’ın hakikatine, ümmetin birliğine davet etmiş, bu doğrultuda çalışmalar yapmıştır.

Davasının haklılığına bütün kalbiyle inanan Metin Yüksel ,hakkı istemeyen gruplar tarafından soğuk bir Şubat gününde Cuma namazı çıkışı Fatih Camisi avlusunda kalleşçe sıkılan kurşunlar ile mücadelesini verdiği davayı kanıyla sulayarak Rabbine kavuştu.

Mücadelesi ve şehadeti ile en güzel çağrıyı bıraktı nesillere ve çağlara…

Metin Yüksel

Malcolm X

“Kimse sana özgürlüğü vermez. Kimse sana eşitliği, adaleti ve başka hiçbir şeyi vermez. Eğer gerçekten adamsan, bunları kendin alırsın” sözüyle de bilinen Malcolm X  ABD’nin Nebraska eyaletinin, Omaha kentinde 19 Mayıs 1925 yılında dünyaya gelmiştir.Yaşadığı bir takım olumsuzluklardan dolayı zorlu bir hayat geçiren  Malcolm, 6 yaşında babasını kaybettikten sonra annesinin akıl  hastanesine yatırılması üzerine kardeşlerinden de ayrılarak bir ailenin yanına evlatlık verilmiştir.

Zeki ve başarılı bir talebe olmasına rağmen o dönemde Amerika’da yoğun bir şekilde topluma hakim olan ırkçılıktan dolayı bulunduğu okuldaki öğretmeninin Malcolm’un hayali olan avukatlığa layık olmadığını söylemesi üzerine okulu  bıraktı. Okulu bıraktıktan sonra kirli bir hayata itilen Malcolm, ırkçılıktan dolayı gördüğü eziyetlerin sebebini beyaz insana atfedip onlardan  nefret ediyordu. Hırsızlık ve uyuşturucu gibi suçlardan dolayı hapse girdi. Cezaevinde Elijah Muhammed ile tanışan Malcolm, İslam’a ilk adımını atmış ve hayatının dönüm noktası olmuştur. Elijah Muhammed’nin "Nation Of Islam" isimli cemaate dahil oldu.

Bu cemaatte çeşitliçalışmalar yaptıktan sonra çeşitli sebeplerden dolayı Elijah Muhammed ile arası açılmaya başladı.

Beyaz Adamın Şeytan Olduğu Görüşünden Vazgeçti

1959’da Mısır, Suriye, İran, Nijerya, Gana ve Birleşik Arap Emirliklerine seyahatler düzenleyen Malcolm,gittiği yerlerde dini ve siyasi liderlerle görüştü. Mart  1964’te Elijah Muhammed ve onun cemaati Nation Of İslam’dan ayrıldı. Ayrıldığı  dönemde İslam anlayışı değişmeye başladı ve beyaz adamın şeytan olduğu görüşünden vazgeçti.

-“Gözleri mavinin en güzeli, saçları saçların en sarısı, tenleri bembeyaz olan müslüman kardeşlerimle aynı bardaktan su içtim, aynı kaptan yemek yedim. Rengimiz ya da ırkımız ne olursa olsun, hepimiz insanız ve aynı Allah’a inanıyoruz” Satırlarını eşine yazdığı hac ibadeti sırasında gerçek İslam ve Müslümanlıkla tanıştı. Rengi, dili ne olursa olsun bir olan Allah’a aynı anda yönelmenin vermiş olduğu manevi mesaj ve bütünlük Malcolm’u derinden etkilemiş ,yıllarca aradığı şeyin gerçek İslam olduğunu bu dönemde çok iyi anlamıştı. Aynı dönemde ismini  el-Hac Malik el-Şahbaz olarak değiştirdi.

 Hakikati öğrendikten sonra artık nasıl bir yol izleyeceğinin de farkına varan el-Hac Malik el-Şahbaz, haksızlığa ve ırkçılığa karşı mücadele vermiş, toplumların ancak İslam nizamı ile adalete kavuşacağının idrakında olup bu uğurda çalışmalar yapmış, çokça konferanslar düzenlemiştir. İnandığı davaya tüm benliği ile sarılan cesur dava adamı Malcolm X 21 Şubat 1965’te New York’da yapmış olduğu konferans esnasında eşi ve çocuklarının gözleri önünde gerçekleşen bir suikast sonucunda şehit edilmiştir.“Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter.” Diyerek hayatındaki U dönüşü, mücadelesi ve  şehadetiyle bir çok uyuyanı uyandırmayı başarmıştır…

Hasan El- Benna

İhvan-ı Müslimin namı diğer Müslüman Kardeşler'in kurucusu, yirminci asrın buhranlı çağına bir güneş gibi doğan Hasan El Benna 17 Ekim 1906 senesinde Mısır’ın Mahmudiyye kasabasında dünyaya gelmiştir.Küçük yaşta İslami terbiye ile büyüyen Hasan el Benna 15 yaşında Kur’an’ın tamamını hıfzetmiş, nafile ibadetlerine önem vermiştir.Hayatı boyunca İslam’a davet için mücadele etmiş, sürekli hareket halinde olmuş arkadaşları ile birlikte bazı önemli şahsiyetlere mektuplar göndererek toplumdaki kötülüklere dikkatleri çekmeye çalışmıştır.

Medrese ve okul eğitimini tamamladıktan sonra İsmailliye Kasabasına öğretmen olarak atanan Benna, mesleğini davasına vesile kılmış ve tam bir İslam öğretmeni olmuştur. Hayatının her anını İslam davasına adayan,  bulunduğu yerde İslam’ın yeniden filizlenmesi için kalbindeki iman aşkıyla gittiği her yere tohum atan İslam’ın fedakar öğretmeni, dönemin Firavunlarına aldırış etmeden  22 yaşında İhvan-ı Müslimin’i (Müslüman Kardeşler) altı arkadaşı ile kurmuş ve bu teşkilatın başkanı seçilmiştir.

Saltanatlarının ellerinden gideceğinin korkusuna kapılan zalim firavunlar her dönemde olduğu gibi o dönemde de zulümleri ile sahneye çıkmış ve 12 Şubat 1949 yılında Hakkın sesinin temsilcisi olan Hasan El Benna’ya suikast düzenlemiştir.Yedi kurşun ile  devrilen yiğidin kanı sadece Kahire Meydanı’nı değil İslam ağacını sularken zalim Firavunların cehennemdeki kaynar suyu oluyordu.Hastaneye kaldırılmasına rağmen kralın emri ile müdahale edilmemiş ve kan kaybından hakkın rahmetine şehit kanıyla kavuşan Hasan El Benna “Yarınlar yorgun olanların değil rahatından vazgeçenlerin olacaktır.” Sözünün şiarıyla yarınlara tohum ekmiş ve bunu kanıyla sulamıştır…

Hasan el Benna

Abbas Müsavi

Yakın tarihimizin İslami direniş önderlerinden ve Siyonistlere karşı verilen mücadelenin yapı taşlarından biri olup Lübnan’daki Hizbullah’ın genel sekreteri olan Abbas Müsavi, 1952 yılında Nebi Şit şehrinde dünyaya gelmiştir. Necef kentinde 8 yıl medrese eğitimi  almış, medrese eğitiminin yanı sıra İngilizce ve Fransızcayı da öğrenmiştir.

1982 yılında Güney Lübnan’ın, Siyonistler tarafından işgal edilmesi üzerine, bir teşkilat kurmuş ve daha sonra bu teşkilatı “İslami Direniş” olarak adlandırmıştır.

Özellikle Güney Lübnan’daki Siyonist işgale karşı yürütülen cihatta önemli yeri olan Abbas Musavi’nin, çocukluğundan  şehit oluncaya kadar en önemli meselesi ve derdi Filistin meselesi olmuştur. Aldığı eğitim  ve bilinç ile hakikatlerin farkına varıp  çevresindeki zulümlere duyarsız kalmayarak kendisini mücadelenin içerisine atan Abbas Musavi, hayatı boyunca sürekli bir  çabalamanın içerisinde olmuş, Özellikle Filistinlilerin derdi onun içerisinde bir hüzün halini almış ve bunun için kıyamı ve cihadı sürekli  gündemde tutmuştur. "Gidin israillilere söyleyin. Biz Muhammed ordusuyuz! Geri döndük ve Kudüs yolunda ilerliyoruz!" sözleriyle Siyonist rejimine  adeta meydan okumuştur.

 Zulme ve zalimlere karşı göstermiş olduğu mücadeleye hayatını şahit tutan Abbas Musavi, 17 Şubat 1992’de, Şeyh Ragıp’ın şehadet yıl dönümü merasiminden dönerken, Siyonist İsrail’in atmış olduğu füzeler sonucu hanımı ve çocuğu ile birlikte şehit olmuştur.

İskilipli Atıf

İskilipli Mehmet Atıf Hoca Anadolu topraklarının fiilen işgal edildiği, zihinlerin yozlaşarak İslami ahlaktan uzaklaştığı ve batılılaşmanın hunharca empoze edilmeye çalışıldığı bir dönemde kalemiyle mücadele eden ilim ve aksiyon adamıdır…

Rasulullah(s.a.v)’in “Bir kavme benzemeye çalışanlar, o kavimdendir.” Uyarısına kayıtsız kalamayarak   İslam’ı ve değerlerini muhafaza etme kaygısıyla 1924’te yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesi haksız ve hukukusuzca tutuklanmasına, traji komik bir şekilde yargılanmasına ve sonrasında ise idam edilmesine sebep oldu.

İskilipli Atıf Hoca İstiklal mahkemesinde yargılanırken Kel Ali lakabıyla anılan hakim;
- “Sen bilmiyor musun ki şapka da bezdir, fes de bezdir” demişti.
Bu soru karşısında Atıf Hoca’nın verdiği cevap, meselenin ehemmiyetini gözler önüne serer:
- “Evet biliyorum, ancak hey’et-i hâkimin arkasındaki bayrak da bezdir, İngiliz bayrağı da.. bu bayrağı çıkarıp onu asar mısınız? Şapka bir alamettir, adet ile alamet arasındaki farkı düşünerek o risaleyi yazmıştım.”
Cevabı ve tavizsiz duruşuyla İskilipli Atıf Hoca tarihin unutulmayan dava adamlarından biri oldu. İskilipli Atıf Hoca’nın çıkarılan şapka kanunundan 2 yıl önce yazmış oldugu risalesi traji komik bir kararla onun hakkında idam hükmü verilmesine bahane kılındı. Ancak batı taklitçiliğine karşı verdiği mücadelesini ve savunduğu tevhit davasını susturmaya yetmedi.

Şeyh Es'ad Erbili

1930'lu yıllarda ilmi ve manevi yönüyle öne çıkmış, Müslümanlar tarafından sevilen ve bağlanılan Şeyh Es'ad Erbilî Osmanlı’nın yıkılışına, Cumhuriyete ve İnkılaplara şahit olmuş ayakların baş, başların ayak olduğu bir devirde zulme maruz kalmış “Hak uğrunda seni ayıplayan olursa buna aldırma! Zira bal toplayan için arı iğnesi nedir ki?” Diyerek bildiği hak yolda mücadelesine devam etmiştir.

 Yapılan zulümlere perde tutulmak istenen Menemen Olayı ile hiçbir ilgisi bulunmadığı halde kendisi ve oğlu haksız bir şekilde idama mahkum edilmiştir. Hakkında verilmiş olan idam cezası yaşlılığı sebebiyle müebbet hapse çevrilmiş fakat onu ortadan kaldırmak isteyenler gözü dönmüş bir halde hastanede tedavi gören büyük alimi zehirleyerek şehit etmişlerdir.

“Aşk gülistânının yolunda dikenden korkulmaz! Ben her dikenin üstünden yüzlerce gonca toplarım!” diyerek makamlar atladı  Şeyh Sa’idErbili…

Zelimhan Yandarbiyev

Cevher Dudayev’in şehadetinden sonra Çeçenistan’ın ikinci devlet başkanı, Ruslara karşı verilen şanlı mücadelenin en etkili komutanlarından, ömrünü İslam’a ve halkının özgürlüğüne adamış, gözünü kırpmadan bu uğurda canını feda etmeye hazır bir mücahid Zelimhan Yandarbiyev…

Sadece cihat meydanlarında değil, siyaset meydanlarında da izzetli ve dik duruşundan taviz vermemiş ve Rus Devlet Başkanı Boris Yeltsin ile yaşadığı şu diyalog tarihe geçmiştir..

Yenilgi psikolojisini kaldıramayan Boris Yeltsin ZelimhanYandarbiyev ile görüşmesinde kendisi masanın baş köşesine oturur fakat Çeçen komutanın yan tarafa oturmasını söyler bu tavır karşısında yiğit komutan “senin bu üslubunla oturmayacağım! Kan akmasını durdurmak için karşılıklı, eşit bir şekilde oturacağız” cevabını verir, karşı karşıya oturmayacağını söyleyen Boris Yeltsin ZelimhanYandarbiyev’in kararından dönmeyeceğini anlayınca yerinden kalkıp karşılıklı oturmak zorunda kalır.

Ömrü mücadeleyle ve zorlukla geçen Zelimhan Yandarbiyev Katar’da bir Cuma namazı çıkışında Rus ajanlar tarafından arabasına konulan bir bombanın infilak etmesi sonucu maşukuna iltica etti.. Şehadetin kutlu olsun Ey Mücahit, mücadelen bizlere örnek olsun Ey yiğit!

Şeyh Ragıp Harb

Ragıp Harp Lübnan’da doğmuştur. Kendini ilme ve medrese eğitimine verdiği bir dönemde Siyonistlerin Filistin’e yaptığı zalimce saldırılar onu harekete geçirmiş ve genç yaşta kendini Filistinli Mücahitlerin saflarında İsrail’e karşı mücadeleye vermiştir. Zalimin zulmüne karşı direniş gösterirken ilmi yönden kendini geliştirmeye de devam eden Şeyh Ragıb İslami Hareketin önde gelen isimlerinden biri haline geldi. İlim tahsiline Irak’ın Necef şehrinde devam ederken Baas rejimi tarafından 1970’te Irak’tan sürüldü.

Durmadı Şeyh Ragıb anneler “Katından bize bir yardımcı gönder Ya RABB” diye duaya kaldırmışken ellerini, duramazdı… Birçok genci bu kutlu direnişin etrafında topladı, bundan rahatsız olan Siyonist güçleri Şeyh Ragıb’ı tutukladı. Böyle bitmeyecekti elbette zalim daha kanlı ve daha sinsi bir intikam istiyordu bunun için Şeyh Ragıb serbest bırakıldı. Siyonist İsrail, 16 Şubat 1984 tarihinde havadan füzelerle Şeyh Ragıp Harp’e suikast düzenler, suikast sonucu mücadelesini verdiği aziz dava yolunda Şeyh Ragıbcanınını da vermiş şehadete gülerek yürümüştür.. Şeyh Ragıb’tan geriye sarfettiği şu sözler kalmıştır;

“Dünya takva sahiplerinin ayağının altına düşer, kendini onların ayağının altında toprağa sürter. Takva sahipleri dünyayı esir alır ve zelil ederler ona hükmetmek için,onlar dünyanın hem bugününü hem de yarınını inşa ederler. Ama dünya açgözlüleri açgözlülükle yorar sarhoş edici bir kadeh gibi sonra onları esfel-i sefiline(aşağıların aşağısına) atar.”

İmad Muğniye

Muğniye İsrail ile Lübnan arasında ki çatışmaların merkezi olan Lübnan'ın Sur şehrinde 1962’de dünyaya geldi. Henüz 15 yaşlarındayken direniş hareketleriyle ilk temasını gerçekleştirdi. İsrail'e karşı mücadele vermek ve askeri eğitim almak istediğini dönemin Lübnanlı aksiyon adamı Enis Nakkaş’a bildirdi ve Fetih Hareketi içerisinde önemli görevler aldı. Karda yürüyüp izini belli ettirmemesinden ötürü Muğniye, “Gölge adam” lakabıyla anılır olmuştu. Muğniye, İran devrimine tutkuyla bağlanmış, yüksek savaş kabiliyetlerine sahip gözü kara bir mücahitti.

İsrail ve Amerika’ya yönelik birçok saldırıdan sorumlu tutulmuş olan Muğniye Amerikan kaynakları tarafından İran, Irak, Lübnan ve diğer bölgeler arasında en çok Amerikalı öldüren kişi olarak tanımlanmaktaydı. Bununla birlikte Amerika’nın başı için 5 milyon dolar ödül koyduğu bu cesur mücahit CIA ve Mossad ajanları tarafından öldürülmek istenen isimlerin başında geliyordu. Muğniye Allah’ın yardımıyla birçok kaçırma ve suikast girişiminden kurtulmayı başarsa da zalimlerin kurguladığı bir suikaste kurban gitti. Aracının arkasına parkedilmiş bir araca sinsice yerleştirilen bir bombanın patlatılması sonucunda adını unutulmayan şehitler arasına yazdırdı.

Şehitlerden Şehadet ile İlgili Şehitlik Sözleri

Metin Yüksel

  • Şehadet; bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara…
  • Dava muzaffer olsun da varsın bizim yerimiz camiinin pabuçluğu olsun.
  • Biz ölümü saadet, zalimlerle birlikte yaşamayı alçaklık görüyoruz.

Malcolm X

  • “Huzuru özgürlükten ayıramazsınız çünkü hiç kimse özgürlüğüne sahip olmadan huzur içinde olamaz. Ve özgürlük elde edebilmemizin tek yolu kendimizi dünyadaki her mazlum insanla birlikte tanımlamaktır.”
  • “Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz, "özgürlük" kelimesini lûgatınızdan çıkarın.”
  • “İnsanlar bir insanın bütün hayatının bir tek kitapla değişebileceğinin farkında değiller.”
  • “Irkçılık ideolojik bir düşünce değil, aksine psikolojik bir hastalıktır.”
  • “Bütün uyuyanları uyandırmaya bir tek uyanık yeter.”

Hasan el Benna

  • "Bu öyle bir davadır ki, dikenler ve zorluklarla doludur. Eğer yürüdüğünüz yolda her şey engelsiz ve sıkıntısız işliyorsa, bilin ki o yolda eğrilik vardır."
  • "Yarınlar yorgun olanların değil rahatından vazgeçenlerin olacaktır."

Abbas Musavi

  • "Gidin İsraillilere Söyleyin. Biz Muhammed Ordusuyuz! Geri Döndük ve Kudüs Yolunda İlerliyoruz!"

Ahmed Yasin

  • "Yakında bizim ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazacak: Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

İmad Nuğniye

  • "Bizim için asıl olan, sayımızın az olmaması değil, yeterli olmasıdır. Çünkü nicelik değil nitelik önemlidir."

Şehitlikle İlgili Ayetler

Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyiniz. Bilâkis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” (Bakara, 154)

Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.”  (Âl-i İmrân, 157)

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar, Allah’tan gelen nimet ve keremin; Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedirler. “ (Âl-i İmrân, 169-171)

Kim Allâh’a ve Rasûl’e itâat ederse, işte onlar, Allâh’ın kendilerine nîmet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehitler ve sâlihlerle beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştırlar.” (Nisâ, 69)

“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.”(Nisâ, 74)

De ki: Bizim için siz, (şehitlik veya zafer olmak üzere) ancak iki güzellikten birini bekleyebilirsiniz. Biz de, Allah’ın kendi katından veya bizim ellerimizle size ulaştıracağı bir azabı bekliyoruz. Haydi bekleyedurun. Şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz.” (Tevbe, 52)

“Allah, mü’minlerden mallarını ve canlarını, onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. (Bu), Allah üzerine hak bir vaattir…” (Tevbe, 111)

Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, evet O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hac, 58)

“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb, 23)

“…Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz.” (Muhammed, 4)

“Allah’a ve peygamberlerine iman edenler, (evet) işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.” (Hadid, 19)

Şehitlikle İlgili Hadisler

Bedir Savaşı Sırasında Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:

“–Her kim, bugün düşmandan yüz çevirmeyip sebât eder, şehit düşerse, Cenâb-ı Hak elbette onu cennete koyacaktır. Bugün şehit olanlara Firdevs Cenneti hazırdır. Hücûm ediniz, hamle ediniz!” (İbn-i Hişâm, II, 267-268)

Şehitin, Kul Hakkı Dışındaki Bütün Günahları Affolunur!

Ebû Katâde -radıyallâhu anh-’tan rivâyet edildiğine göre, bir gün Peygamber Efendimiz  -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ashâb arasında ayağa kalktı ve:

“Allâh’a îman etmek ve Allah yolunda cihat, amellerin en fazîletlisidir.” diye hatırlattı. Bunun üzerine bir adam kalkıp:

“–Ya Rasûlallah! Şayet Allah yolunda öldürülürsem, bu benim günahlarıma keffâret olur mu?” diye sordu.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ona:

“–Evet, şayet sen sabrederek, ecrini sadece Allah’tan bekleyerek, cepheden kaçmaksızın düşmana karşı koyup Allah yolunda öldürülürsen, günahlarına keffâret olur. Ancak borçların bunun dışındadır. Bunu bana Cibril söyledi.” buyurdu. (Müslim, İmâre, 117; Tirmizî, Cihâd, 33/1712)

Diğer bir rivâyette de:

Şehitin, kul hakkı dışındaki bütün günahlarını Allah affeder.” buyrulmuştur. (Müslim, İmâre, 119)

****

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:

“Sizden biriniz, karınca ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehit olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” (Tirmizî, Fedâilü’l-cihâd, 26/1668; Nesâî, Cihâd, 35; İbn-i Mâce, Cihâd, 16)

Şehitliği Arzu Etmek

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:

Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim.” (Buhârî, Îman, 26; Müslim, İmâre, 103, 107)

****

Raûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz  buyurdular:

Allah Teâlâ’dan bütün kalbiyle şehitlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, Allah ona şehitlik mertebesini ihsân eder.” (Müslim, İmâre, 157; Nesâî, Cihâd, 36)

 ****

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurdular:

“Şehitliği gönülden arzu eden bir kimse, şehit olmasa bile sevâbına nâil olur.” (Müslim, İmâre, 156)

****

Raûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz  buyurdular:

“Şehit olmayı Yüce Allah’tan samimi olarak dileyen kimseyi, Allah, rahat yatağında vefat etse bile, şehitlerin derecesine eriştirir.” (Müslim, İmâre, 156, 157; Ebû Davud, İstigfâr, 26; Neseî, Cihâd, 36; ibn Mâce, Cihâd, 15).

***

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir kısım insanları da şehit hükmünde kabul etmiştir. Nitekim bir defâsında ashâbına:

“–Siz kimleri şehit sayıyorsunuz?” diye sormuştu.

Sahâbîler:

“–Ya Rasûlallah! Kim Allah yolunda öldürülürse o şehittir!” dediler.

Peygamber Efendimiz:

“–Öyleyse ümmetimin şehitleri oldukça azdır.” buyurdu.

Ashâb-ı kirâm:

“–O hâlde kimler şehittir ya Rasûlallah!” dediler.

Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Allah yolunda öldürülen şehittir; Allah yolunda ölen şehittir; bulaşıcı hastalıktan ölen şehittir; ishâlden ölen şehittir; boğularak ölen şehittir.” buyurdu. (Müslim, İmâre, 165; İbn-i Mâce, Cihâd, 17)

***

Uhud şehitleri zikredildiğinde Varlık Nûru Efendimiz, o mübârek şehitlerin fazîletini beyan sadedinde:

“Vallâhi ashâbımla birlikte Ben de şehit olup Uhud Dağı’nın dibinde gecelemeyi ne kadar isterdim!” buyurmuştur. (Ahmed, III, 375)

Müslüman Olur Olmaz Şehit Olan Sahabe

Uhud savaşı sırasında Kuzman adlı bir Medîneli, savaşta yedi kişiyi öldürmüş, kendisi de ağır bir yara alarak ölmüştü. Buna rağmen Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Kuzman cehennemliktir!” buyurdu.

Çünkü o, son nefesinde kendisine:

“−Şehitliğin mübârek olsun ey Kuzman!” diyen Katâde bin Nûmân’a:

“–Ben kabîlem için savaştım; şehitlik için değil!” demiş ve kılıcına abanarak intiharla canına kıymıştı. (Vâkıdî, I, 263)

Buna karşılık, kabîlesinin İslâm’a girmesine önce itiraz eden sonra da pişman olan Usayram, tepeden tırnağa silâhlanmış bir hâlde Nebî -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e geldi ve:

“–Ya Rasûlallah! Sizinle birlikte önce savaşa mı katılayım, yoksa müslüman mı olayım?” dedi.

Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Önce müslüman ol, sonra savaş!” buyurdu. Bunun üzerine Usayram müslüman oldu, sonra savaştı ve şehit oldu. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Usayram için:

“–Az çalıştı, fakat çok kazandı!” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 13; Müslim, İmâre, 144)

Cennete Topallayarak Giren Sahabe

Ensâr’dan Selimeoğulları’nın reisi Amr bin Cemûh, topal bir kimse idi.

Kendisi ve dört oğlu Allah Rasûlü ile birlikte savaşlara katılırlardı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz Uhud Gazvesi’ne çıkacağı sırada Amr da sefere katılmak istedi. Oğulları:

“–Sen cihat ile mükellef değilsin. Allah Teâlâ seni özür sâhibi kabul etti. Biz senin yerine gidiyoruz.” dediler.

Amr, oğullarına:

“–Siz Bedir günü benim cennete girmeme mânî oldunuz. Vallâhi ben bugün sağ kalsam dahî, muhakkak bir gün şehit olup cennete gireceğim!” dedi.

Sonra hanımına da:

“–Herkes şehit olup cennete giderken ben sizin yanınızda oturup duracak mıyım?” diyerek çıkıştı. Hemen kalkanını aldı ve:

“–Allâh’ım! Beni âileme geri çevirme!” diye duâ ettikten sonra Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanına gitti. O’na:

“–Oğullarım beni Medîne’de bırakmak istiyorlar. Beni, Sen’inle birlikte savaşa gitmekten alıkoyuyorlar. Vallâhi, ben şu topal hâlimle cennete ayakbasmayı arzuluyorum.” dedi.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Allah Teâlâ seni mâzur görmüştür. Sana cihat farz değildir.” buyurdu.

Amr -radıyallâhu anh-:

“–Ya Rasûlallah! Sen benim Allah yolunda ölünceye kadar savaşarak şehit olup şu topal ayağımla cennette yürümemi uygun görmez misin?” dedi. Nebiyy-i zîşân Efendimiz:

“–Evet, uygun görürüm.” buyurdu. Amr’ın oğullarına da:

“–Artık babanızı savaşa katılmaktan menetmeyiniz. Umulur ki, Allah ona şehâdet nasip eder.”buyurdu.

Amr kıbleye döndü ve:

“Allâh’ım! Bana şehitlik nasip et! Beni mahrum ve mahzun olarak ev halkımın yanına döndürme!” diyerek duâ etti ve cihâda katıldı.

Uhud Harbi’ne iştirâk eden, şehâdet heyecânıyle dolu bu sahâbî, cihat esnâsında; “Vallâhi ben cenneti özlüyorum.” demiş, netîcede kendisini korumaya çalışan bir oğlu ile birlikte bu savaşta şehit düşmüştür. Daha sonra Sevgili Peygamberimiz onun hakkında:

“Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki, Amr’ın cennette topallayarak yürüdüğünü gördüm!” buyurmuştur. (Vâkıdî, I, 264-265; İbn-i Esîr, Üsdü’l-Gâbe, IV, 208)

Şubat Ayı Şehadet Ayıdır