Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 52 – 30 Ağustos 2019

Cezaevi Telefon Görüşmeleri – 52 – 30 Ağustos 2019

8 Şubat 2018 tarihinden beri haksız bir şekilde Bolu F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan Muhterem Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin, 30 Ağustos 2019 tarihinde ailesi ile yapmış olduğu telefon görüşmesinin ses kaydı yayında.

Ses kaydını dinlemek için tıklayınız:

Alo, Selamün Aleyküm. Ben Alparslan Kuytul. Nasılsın, iyi misin? Çok şükür. Hamd olsun ben de iyiyim. Annem iyi mi, çocuklar iyi mi? Çok şükür. Hamd olsun iyiyiz iyiyiz. Ve aleyküm selam sende selam söyle. Şair diyor;

Yürü, dağılsın bahtımızda ki karakış,

Yürü, duymasan da bir teşekkür bir alkış,

Yürü, yollarına savrulan dikenlere bak ve şükret,

Yol O’nun yoludur, dertlilerin heybesi hep çileyle doludur.

Yürüyoruz Elhamdülillah, Rabbim bizi götürüyor. Biz O’na teslim olduk, O istediği yere götürecek ve Rabbim yanlış yere götürmez, mağlubiyete de götürmez; inşaAllah zafere götürecek.

Mevlana diyor; “Üzülme çünkü; Yaradan umudu en çaresiz anlarda yollar; Unutma yağmurun en şiddetlisi, en kara bulutlardan çıkar.” Ne kadar kara bulutlar sarmış olsa da âfâkı yine de onun arkasından rahmetin geleceğini bilmek insanı rahatlatır. Mevlana’nın üstadı Şems-i Tebrizi’de ona benzer bir şey söylüyor, diyor ki; “Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma bütün kapılar kapansa bile sonunda O, kimsenin bilmediği patikalar açar.” Yani göremesen de dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Yani hiçbir zaman Allah Azze ve Celle kulunu tamamen çaresiz bırakmıyor mutlaka bütün kapılar kapansa bile bir kapıyı açıveriyor ve oradan yoluna devam ediyorsun. Herkes kendi samimiyetini ispat edecek, Mevlana bunu anlatırken demiş ki; “Aşk davaya benzer, cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın.”

Yani insanın şahidi olmazsa nasıl ki davayı kazanamıyor, cefası olmazsa çilesi olmazsa da Allah’ı sevdiği iddiasını ispatlamış olamaz. Yani Allah yolunda cefa çekmediysen, Allah’ı seviyorum iddianı kazanamazsın.

Yani ben de ona benzer olarak diyorum ki; “Tevhîd’i Savunmayan, Allah’ın Dünyasında Allah’ın Dediği Olmalı, Deneyenler Allah’ı Sevdiğini İddia Edemezler.” Ancak, şunu da söyleyeyim Tevhid’i savunanlar da kısım kısım. Tevhidi bazıları bir ideolojiyi savunur gibi savunuyor, öyle olmamalı. “Tevhidi bir ideolojiyi savunur gibi değil, Sevgilinizin hakkını savunur gibi savunmalısınız.”  Allah’ı sevmeliyiz; sevdiğimizden dolayı o aşk, muhabbetullah ile Allah’ın hakkını savunurcasına savunmalıyız. Yoksa ideolojilere benzemiş olur sadece bir nizamı savunuyormuş gibi oluruz. Allah’ı savunanlar, Allah’ı sevenler Allah’ı savunur. Allah’ı savunanlar gerekirse Allah yolunda feda ederler kendilerini.

HAKKI FEDA EDECEĞİME, KENDİMİ FEDA EDERİM ÇÜNKÜ HAK BENDEN ÜSTÜNDÜR

“Hakkı feda edeceğime, kendi feda ederim” çünkü, Hak benden üstündür. Birçok insan susmayı tavsiye eder ama Hakkı feda et, demiş oluyor aslında. Yani sus diyenler Hakkı feda et demiş oluyorlar. Halbuki, Hak benden üstündür; Hakkı nasıl feda edeyim yani?

Yani yanmayı göze almak zorundayız çünkü yanmayanlar aydınlatamazlar. Yanlışları göze almak zorundayız çünkü bu bir risktir. Yanlışları sorgulayanlar sorgulanmayı göze almalıdırlar. Eğer sorgulanmayı göze almıyorsan, yanlışları da sorgulayamazsın. Sorgulamayanlar da aslında bundan dolayı sorgulamıyorlar.

Bir kişinin hakikati anlaması için, on kişinin saldırısına hazır olunmalıdır. Eğer hakikati konuşuyorsanız sizi bir kişi anlayacak belki ama on kişi de saldıracak. On kişinin saldırması mı göze almıyorsan bir kişinin hakikati anlamasını sağlayamazsın. Bunu böyle bilmelisin. Hep böyle gitmez. Elbette devran değişir. Şunu iyi bilmeliyiz, “Mazlumlar dik durursa zalimler eğilir. Mazlumlar eğilirse zalimler daha da diklenir.” Eğer, yani zalimlerin daha diklenmesini istemiyorsa Müslümanlar dik durmalılar, eğilmemeliler.

“Doğruları, hakikatleri ne olursa olsun söylemeyi ahlak edinmeliyiz.” Mehmet Akif’in şiirinde dediği gibi; “Budur cihanda en beğendiğim meslek; sözün odun olsun , Hakikat olsun tek.” İsterse odun olsun ama doğruları konuş. Belki üslubuna göre konuşamamış olabiliriz, belki bazı yerlerde üslup hatası olabilir ama; isterse odun gibi söyle ama hakikati söyle yani. Söylediklerin doğru değilse istediğin kadar güzel, yaldızlı kelimelerle söyle ne ifade eder? Yani güçlülere yalakalık yapıyorsan istediğin kadar güzel ifadelerle ifade et, ne ifade eder yani? Allah’a güveneceğiz.

Allah Azze ve Celle Nisa Sûresinde buyuruyor: ا”Allah asla Mü’minlerin Aleyhinde kafirlere yol vermez.” O halde korkacak bir şey yok. Allah madem ki kafirlere yol vermiyor, o halde korkacak bir şey yok yani. Eninde sonunda Mü’minlere yardımını gönderecektir. İmtihan insanın pişmesi içindir. Bir et bile pişmedikçe kebap olmaz, illa ki pişeceğiz.

Bir Azeri kardeşimiz benimle ilgili bir şiir yazmış mektubunda diyor ki;

Kara zindan, tutabilmez ki seni, Sen Adalet yolunun yolcususan,

Ne ölüm korkutabilmez ki seni, Sen şehadet yolunun yolcususan,

Dost zordadırsa oturmak olmaz, zulmün önünde sessiz durmak olmaz,

Ruhu kelepçelere vurmak olmaz, Sen saadet yolunun yolcususan.

Güzel yazmış, Allah razı olsun. Çok zamanımız da kalmadı da.

İmam Ahmed’e bazı kimseler; “Sen de ruhsata sarılan Âlimler gibi ruhsata sarıl demişler. O da demiş ki; Herkes ruhsata sarılırsa fitnenin önünü kim kesecek, bu dinin izzetini kim savunacak?”

Ben de diyorum ki; “Dini  Kendine Feda Edenler Dinin İzzetini Koruyamazlar; Dinin İzzetini Ancak, Kendini Dine Feda Edenler Koruyabilirler.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?