Darp Edilenlerin Dilinden| Furkan Gönüllülerinin Darp Edildiği Gece Neler Yaşandı? Kan Donduran Detaylar!

Darp Edilenlerin Dilinden| Furkan Gönüllülerinin Darp Edildiği Gece Neler Yaşandı? Kan Donduran Detaylar!

Furkan gönüllüleri, cuma gecesi Alparslan Kuytul Hocaefendi’nin de katılımıyla ‘Polis Şiddeti ve Provokatör İddiaları’ ile ilgili bir forum programı düzenledi. 21 Mayıs gecesi teravih namazı kılmak istedikleri için darp edilerek gözaltına alınan katılımcılar, forum esnasında o gece yaşanılanlarla ilgili hukuksuzlukları ve polis şiddetini tüm ayrıntıları ile gözler önüne serdiler.

Polis işkencesinin had safhada yaşandığı 21 Mayıs gecesinden kan donduran ayrıntıların konuşulduğu ve darbedilenlerin dilinden olayın detaylarının anlatıldığı programla sizi başbaşa bırakıyoruz…

Sunucu: Bu programı yapmamıza vesile olan ‘21 Mayıs olayına’ geçmek istiyoruz. O olayı bizzat yaşayanların dilinden dinleyeceğiz. Ama öncesinde o gece neler yaşandığıyla ilgili bir videomuz var. Videoyu izleyip daha sonra olayı yaşayan kardeşlerimize mikrofon uzatacağız.

Sunucu: Az önce ifade ettiğimiz gibi o gece neler yaşandığını ele alacağız. Hocam siz bir konuşmanızda olayların başladığı anda orda olmadığınızı, başka bir ziyarette olduğunuzu ifade ediyorsunuz. Buna rağmen size ‘Alparslan Kuytul’un da başlarında bulunduğu bir kalabalık namaz provokasyonu yaptı’ gibi ifadeler kullandılar. Müsaadenizle önce olayı bizzat yaşayanlardan dinleyelim. Daha sonra size sorularımız olacak.

Evet kardeşlerim, şimdi olayın başlama anını yaşayan iki kardeşimizin o tanıklıklarını dinleyeceğiz inşallah. Recep Kardaş beyefendi burada mı?

Recep Kardaş: Evet

SORU: Selamün Aleykum. Siz olayın başladığı ana şahit olmuşsunuz. Olay nasıl başladı, bize anlatabilir misiniz?

Recep Kardaş: 5-6 arkadaşımızla birlikte seccademizi alıp Merkez Parkta sosyal mesafeye uygun bir şekilde yatsı ve teravih namazını kılmak istemiştik, fakat bir anda karşımıza polisler çıktı. Burada namaz kılamayacağımızı söylediler. Biz de bunun sebebini sorduk. Bize valiliğin yasağının olduğunu söylediler. Biz de Valiliğin yayınladığı kâğıdı görmek istedik. Israrla ‘bir an evvel buradan gidin’ dediler. Biz uygun bir yerde zaten sayımız da az, sosyal mesafeye uygun bir şekilde namaz kılmak istediğimizi tekrarladık. Bize tekrardan kâğıdı da göstermeyeceklerini söylediler. Polis; ‘Burada namazı ben yasaklıyorum, valiliğin kağıdını da göstermiyorum. İtirazınız varsa, ne yaparsanız yapın’ dediler.

Sunucu: Doğru anlıyoruz değil mi, polisin kendisi ‘burada namaz kılamazsınız, ben yasaklıyorum’ diyor.

Recep Kardaş: Evet, biz kâğıdı görmek için ısrar edince ‘Ben yasaklıyorum. Bir itirazınız var mı?’ demişti. Biz daha kendisine tepki göstermeden bir anda çevik kuvvet polisleri kalkanlarıyla, tekmeleriyle bizi uzağa doğru savurdular. Daha sonra ileride bir grubun namaz kıldığını gördüm. Ben de onlara dahil oldum. Namazı kıldıktan sonra da gözaltına aldılar.

Sunucu: Yani namazı kıldınız ve direk gözaltına alındınız.

Recep Kardaş: Evet

Sunucu: Çok geçmiş olsun, diyoruz.

SORU: Yine olayın ilk şahitlerinden Kadir Yılmaz Beyefendi. Sizler de ne yaşadığınızı anlatabilir misiniz?

Kadir Yılmaz: Selamün Aleykum. Ben de merkez camii avlusunun dış kısmında namaz kılma maksadıyla oraya doğru ilerlerken yunus ekipleri önümü kesti. Kimlik istediler. Kimlik verdim. Daha sonra kimliğime baktıktan sonra geri verdiler ve burada bulunmanız yasak, camiler yasak, park ve bahçeler yasak tarzında telkinlerde bulundular. Oradan uzaklaşmamı istediler, bende uzaklaştım, yolun karşı tarafına geçtim. Arabamı da park ettiğim yere doğru ilerlerken az önce videolarda da gördüğünüz çevik kuvvetin, arkadaşları kalkanlarıyla iteklediği o görüntülere şahit oldum.

Sunucu: Uzaklaşmanıza rağmen böyle bir müdahaleyle karşılaşıyorsunuz.

Kadir Yılmaz: Evet, ben sakin bir şekilde uzaklaşıyordum. Sonra benim sol tarafımdaki arkadaşların darp edildiğine şahit oldum. Sonra sağ taraftaki arabama doğru giderken orada 5-6 kişinin namaz kıldığını gördüm. Ben de namaza durdum. Namazımızı kıldık. Namaz kıldığımız esnada etrafımız sarılmış. Namaz biter bitmez bizi göz altına aldılar. Önce bir karakola getirdiler.

Karakolda gittiğimizde çok daha vahim durumlarla karşılaştım. Arkadaşlarımız çok kötü durumdalardı. Darp edilmiş kardeşlerimize şahit oldum. Yani kardeşlerimizden biri orada ‘10 kişi üzerime saldırdı’ diyor. Bu ‘Müslümanlığa yakışır mı?’  Bunlar insanlığa bile yakışmayacak şeylerdir. Bir insanın üzerine nasıl 10 kişi saldırıyorsunuz? Polis, başka bir kardeşimizin gözüne botuyla vurmuş. Bunlara çok üzüldüm. Şiddetle kınıyorum. Oradan da bizi Emniyet Genel Müdürlüğüne götürdüler. Polis arabasında yine aynı şekilde bazı kardeşlerimize küfürler edilmesine ve usulsüz davranışlara şahit oldum.

Sunucu: Evet, çok geçmiş olsun, diyoruz. Aslında bu olay bu şekilde yaşanıyor. Yani bahsedildiği gibi, iftiralarda atıldığı gibi Alparslan hocanın öncülüğünde bir grup böyle yapmış vs. değil.

Bu olaylar aslında kardeşlerimizin gözaltı ve darp olaylarından sonra, hocamızın kardeşlerimizin çıkmalarını istemesi talebiyle gerçekleşti. Hocamız destek olmak amacıyla orada bulunuyordu.

Yani 5-6 kişinin namaz kılmak istediği ortama bir müdahale söz konusudur.

Evet yine ilk göz altılardan Huzeyfe Bey aramızda. Onunla ilgili önce bir videoyu aktaralım. Yaşanan ilk gözaltıyla ilgili elimizdeki video…

SORU: Huzeyfe Hocam siz anlatır mısınız? Görüntüde ‘boynum’ diye yüksek sesle ifade eden sizsiniz galiba. Olayı bize baştan anlatır mısınız?

Huzeyfe Yılmaz: Arkadaşların da ifade ettiği gibi biz de merkez parka teravih namazını kılmak için, mahalleden 3-4 arkadaşla gitmiştik. Tabi polislerin uyarısıyla merkez parkın yasaklı bölge olduğunu, valilik tarafından yasak edildiğini ilk orada duymuştuk zaten. Biz de polisin uyarılarıyla dağılmaya başladık. Zaten orada polisin bize uyarıları, müdahale etme tonundaydı. Yani orada bize herhangi bir şekilde buradan dağılın, müdahale edilmeyecek tarzda değil, müdahale etmek üzereydiler. Ben de kendi aracımı park ettiğim yere ilerlerken iki arkadaşın polisler tarafından göz altına alınmak üzere olduğunu görünce ben de onların yanına giderek ortamı yatıştırmak istedim. Yunus polisleri daha oraya varmadan hatta ağzımı bile açmadan ağzımın içerisine biber gazı sıktılar. Tabi o can havliyle ben yere çömeldim. Yani hem gözüm yanıyor hem ağzım yanıyor. O esnada adeta şuurumu yitirdim. Diğer taraftan iki arkadaş da polisler tarafından göz altına alınıyordu ve o anda yunus polislerinin sayısı arttı. Ellerimizi arkaya götürerek kelepçelediler. Kelepçeleme işlemi yaparken yere yatırarak ve üzerimize çökerek, bir taraftan kolumuzu çeviriyorlar, bir taraftan boynumuza bastırıyorlardı.

Sunucu: Aynı zamanda biber gazıyla da müdahalede bulunuyorlar demiştiniz?

Huzeyfe Yılmaz: Zaten ilk başta biber gazıyla müdahale edilmişti. Biz tam ortalık yatıştı derken, o polislerin amiri, yani o simayı ve o ses tonunu hiç unutmam; benimle bir arkadaşın boynuna basarak ‘size devletin ne olduğunu göstereceğiz’ dedi. Hem bir taraftan hakaret ediyor hem diğer taraftan boynumuza basıyor. Ve orada ben boynumun kırılacağını zannettim. Yani bir taraftan polisler bastırıyor, o amir de diziyle boynumuza basıyordu. Yanımdaki arkadaşın da kendinin ifadesiyle benim başıma da basıyorlardı. Diğerlerine de aynı şekilde müdahale ediyorlardı. Ben ‘boynum kırılacak’ diyordum. (Yani Amerika’daki olayı biliyoruz. Zenci birisinin boynuna basıp nefessiz bir şekilde kalıp ölmesine sebep olan o polisler…) Benimde o esnada onlar gözümün önünde canlanıyor. Ben ‘boynum kırılacak’ diyorum, o hâlâ bastırıyor. Yani bu müdahale şekli; bizim televizyonlarda polise taş atan, Molotof atan terör örgütüne üye kişilere yapılan müdahale şekliydi.

Biz terör örgütü üyesi miyiz? Size küfür mü ettik? Hakaret mi ettik? Orada intikam ve gaddarlık duygularıyla bize müdahale ettiler. Tabi bu müdahale şekli burada bitmedi. Bizi ters kelepçeli bir şekilde bir polis otosuna koydular. Polis otosunda da aynı şekilde hakaretler, ileri geri konuşmalar, argo ifadeler… Bu kadar kötü ve haksız müdahaleye rağmen kendilerine bir tek kötü laf söylemiyoruz; “Bizim suçumuz neydi? diyoruz.

Arkadaşlardan bir tanesi ters kelepçeli bir şekilde yoğun biber gazına maruz kalmıştı. Artık fenalık geçiriyordu. Biz de oradaki polislere ‘bir damla su verin’ yoksa bu çocuk bayılacak, diyoruz. Nefes alamıyorum, diyor. Çünkü gözüne, ağzına yakın mesafeden biber gazı sıkılmış, nefes alamıyor.

Polise ‘bize bir damla su verin, arkadaşımız fenalık geçiriyor’ diyoruz. Oradan alaylı bir şekilde ‘suyu yaratayım mı, ben nereden bulayım?’ diyor. Ben sana suyu yarat mı dedim? Yaratma ifadesi Allah’a mahsustur. Sen kendini ne zannediyorsun? Ve bir damla su istediğimiz halde hiç dikkate almadılar ve bizi bu şekilde emniyete götürdüler. Emniyette ters kelepçeli bir şekilde, yani o televizyonlarda, haber bültenlerinde terör örgütü, suç örgütlerinin emniyete götürülme şekliyle, aynı o şekilde götürüldük. Zaten bir 10 dk. o şekilde kaldık. Sonra emniyet güçlerinin sayısı artmaya başladı. Terörle mücadele geldi. En basit bir olay için bile terörle mücadele ekipleri geldi. Zaten direk bana ismimle hitap ediyordu, çünkü bizi çok iyi tanıyorlar. Yani sizin burada ne işiniz var? Siz niye buraya geldiniz? Ben o noktada anlam veremedim.

Bu kişiler bize müdahale ederken ‘sizi vatan hainleri, siz vatana ihanet ediyorsunuz’ diyorlar. Bu şuurla ve bu bilinçle gelmişlerdi. Eğer biz vatana ihanet ediyorsak, eğer bir terör örgütü ile bir bağlantımız varsa ona siz orada mı karar vereceksiniz?

Polis hem vuruyor hem suçluyor. Damgayı da vuruyor. Orada mahkemesini kuruyor, cezasını da veriyor.

Polis şunu çok iyi biliyor. Bir terör örgütüne müdahale edildiğinde; o terör örgütü üyelerinin ya da onu sevenlerinin neler yaptığını çok iyi biliyorlar. Ama bizim yanımızda çok rahat davranıyorlar. Ağzımızdan bir küfür bile çıkmıyor. İşte bizlere bu şekilde müdahale ettiler. Ve ilk göz altına alınanlar, ilk darp edilenler de bizlerdik. Vücudumuzda çeşitli yerlerde darp izleri vardı.

Ve şunu da ifade edeyim. Bizi emniyete oradan da adli tıbba götürdüler. Adli tıbba giden ilk ekiplerden birileri bizlerdik. Adli tıp doktorunun yanına ilk girdiğimde benim omzumda, sırtımda, işte bazı yerlerimde ciddi manada ezilmeler vardı. Girer girmez adli tıp doktorunun söylediği ilk şey şuydu: ‘Polislerde çok kötü olmuşlar. Onların içerisinde de elleri kırılanlar var.’ Ben dedim ki ‘doktor bey, ellerinin kırılma sebebi; bize vururken elleri kırılmıştır.’ Yani bu şekilde onlarında durumunun çok kötü olduğunu, onların da davacı olacağını söyledi. Yani böyle bir şekilde adli tıpta kontrollerimizi yaptırdık.

Daha sonra emniyette ifademizi verdikten sonra bizim elimize bir tutanak verdiler, ceza tutanağı… İşte hıfzı sıhhat kanununa muhalefetten 3.180 lira ceza yazdılar. Ve oraya da imzada men diye. Ne böyle bir tutanak tutuldu.  Ne ben imzalamıyorum dedim. Bu ne zaman düzenlendi? Ne zaman buna karar verildi? Veya ben bunu hangi şekilde ihlal etmişim? Maske mi takmamışım? Sosyal mesafeye mi dikkat etmemişim? Böyle bir kılıf uydurdular. İfademi verdikten sonra ‘bu da sizin cezanızdır’ diyerek elimize tutuşturdular.

Sunucu: Geçmiş olsun…

Alparslan Kuytul: Bununla ilgili bir gazeteci. Sanıyorum sözcü gazetesinde bir yazı çıktı. Bu olayı anlatırken Adana Emniyetinin adli tıp doktorunu emniyete çağırdığını anlatıyor. Adli tıp doktoru da ‘bu yasak’ diyor. Ben emniyete gelip de buna bakamam. Emniyetin baskısı altında, denir. Ve bu rapor geçersiz olur. Hiçbir zaman adli tıp doktoru gidip de emniyette rapor vermez. Bu emniyetin baskısı altında tutulmuş bir rapor olarak kabul edilir, doktor da zor durumda kalır, rapor da geçersiz olur. Ondan dolayı adli tıbba gidilmesi, orada raporun verilmesi şarttır. Kısım kısım gönderdiler. Yoksa adli tıp doktorunu oraya emniyete getirip orada istedikleri gibi emniyetin ortamında biraz da manevi baskıyla, polis baskısıyla ona istediği gibi rapor yazmasını sağlayacaklarmış. Anlaşılan, sözcü gazetesinin yazdığı yazıdan anlaşılan olay bu. Bunu da sonradan öğrenmiş olduk. Buradan bunu da antiparantez belirtmek istiyorum.

Sunucu: Allah razı olsun. Bizler de çok geçmiş olsun, diyoruz.

O gün darp edilen kardeşlerimizden bir diğeri, Şakir Kardeşimiz. Öncelikle o darp videosunu izleyelim.

Alparslan Kuytul: Orada tam anlayamadım amir, vurma diye mi bağırıyor. Vurma, yaralama diye bir ses, öyle bir ses duyar gibi oldum.

Sunucu: ‘Dağılın lan’ diyor. İfade ağır çekimde olduğu için anlaşılmıyor. Belki Şakir kardeşimiz değinecektir, asıl darp edildiği o gözüne darbeyi aldığı an kameralara yansımıyor.

Şakir Bey: Aynen öyle. Ben arkadaşa müdahale edildiğini duyduktan sonra Reşatbey Mahallesi’nin Ordu Caddesi’ne gitmiştim. Orada da kendimi polisin, kalabalığın içerisinde buldum. Polisler direk bana müdahale etmeye başladılar. Elimde motor kaskım vardı. O da ilk müdahalede elimden yere düştü. Bu videoda da gözüktüğü gibi, o polis amiri yerden benim kaskımı aldı ve onunla da benim kafama vurmaya başladı. Ardından bana uçan tekme ile benim üzerime geldi, bir daha kaskla vurdu. Sonra gözüme biber gazı sıktılar. Huzeyfe Bey’in de anlattığı gibi çok şiddetli bir şeydi. Yani artık sağ sol neresi hiçbir şey anlamıyorsun. Benim fark ettiğim şey; 4-5 tane polis benim üzerime çökmeye başladılar, ardından beni yere yatırıp ters kelepçe yapmak istediler. Birisi benim kafamı bacaklarının arasına sıkıştırdı, ardından da kafamı bir yere vurmuşlar sonra yerde etkisiz haldeyken başka bir polis botu ile sol gözümün altına bir tekme attı. Sonra da birkaç saat içinde gözüm şişti.

Sunucu: Şu an üzerinden 8-10 gün geçti. O günkü fotoğrafı gösterelim.

Şakir Bey: Bu şekilde yaralı olarak polis arabasına atıldım. Resmen kollarımdan, bacaklarımdan tutarak arabanın içerisine atıldım. Orada da küfrettiler. İlk önce karakola götürdüler, karakola girerken polisler karşılıklı bir koridor kurup bize tekme vurdular, sövdüler. Karakolun içerisinde gözümün halini gördükleri halde bir buz dahi vermediler.

Alparslan Kuytul: Koridor kurdular derken; yani sağlı sollu 6-7 tane polis, 6-7 tane polis de karşısında bir koridor gibi, siz de oradan geçmek zorundasınız. Oradan geçerken hepsi bir taraftan sağlı sollu, tekme tokat, yumruk vuruyorlar. Bu şekilde oradan geçiyorsunuz, onu mu kastediyorsun?

Şakir Bey: Aynen

SORU: Hocam yaptığımız röportajda Şakir kardeşimizin ifade ettiği bir şey var: “Almanya’dan Türkiye’ye dinini daha iyi yaşamak için’ geldiğini ifade etmişti. Bu konuda uygularını da alabilir miyiz?

Şakir Bey: Evet doğru. Ben Almanya’da doğdum, büyüdüm. Türkiye’ye dini mi hem öğrenmek hem de yaşamak için geldim ama maalesef bir teravih namazını dışarıda iade etmek arkadaşlara bunların yapılmasından dolayı çok kötü oldum. O arkadaşın ne duruma geldiğini öğrenmek için oraya gittim, sonra da bana darp edildi.

Alparslan Kuytul: Yani sen o sırada orada bile değildin. Sadece olayı duyup gittin. Ne oluyor? Dedin, sana bunu yaptılar?

Şakir Bey: Aynen hocam.

Sunucu: Birçok kişi o şekilde hocam.

Valinin Vicdanına Kalmışız, Hani Hukuk Devletiydik!

Şakir Bey: Emniyete götürüldük ama emniyette de gözüm için buz verilmedi. Birkaç saat beklettikten sonra adli tıbba gittik. Onlar da ‘bu gözümden hatta bedenimde, sırtımda, omuzumda vs. de yaralar ve morluklardan dolayı hastaneye gözükmek zorundasın’ demişlerdi. Biz de sabah gözaltından çıktıktan sonra direkt hastaneye gittik. Darp raporumu aldım. Ben de darp olayından dolayı mahkeme açtım.

Alparslan Kuytul: Orada bir şeyi düzelteyim. Mahkeme açamıyorsun. Türkiye’nin kanunlarına göre bir devlet memuru hakkında sen mahkeme açamıyorsun, direkt mahkemeye başvuramıyorsun. Önce Vali Bey’in izin vermesi gerekiyor. Vali izin verirse savcı o zaman duruma bakıyor. Savcı da mahkemeye gerek görürse o zaman mahkeme başlıyor. Türkiye’nin hali bu. Vali istemezse, polis ne yaparsa yapsın, polis hakkında soruşturma bile açılamıyor. Neden başkaları hakkında böyle bir torpil yok. Birisi birisine bir şey yapsa hemen savcıya gidersiniz değil mi? Savcı duruma bakar, gerekli görürse mahkeme açar. Ama eğer bu polis ise valinin önce izin vermesi gerekiyor. Valide kendi adamıdır, diye koruyor ve izin vermiyor. Ne olacak o zaman? Yediğin dayak sana kalacak, o polis yaptığının cezasını çekmeyecek, valinin vicdanına kalmışız.

Hani hukuk devletiydik? Yani Hukuk Devleti’nde neden vali izin veriyor?

Soruşturma açılsın mı açılmasın mı valinin iznine neden gerek var?

Neden başkaları hakkında böyle bir şeye gerek yok?

Neden bir polis hakkında ancak valinin izin vermesiyle soruşturma açılabiliyor?

Bunu bilen polis güzel davranır mı?

Nasıl olsa valinin emrindeyiz.

Nasıl olsa valinin adamıyız.

Nasıl olsa valide soruşturmaya müsaade etmez. Ondan sonra da işte vatandaşı böyle darp ederler.

Sunucu: Evet çok geçmiş olsun. Ben bir soru daha sormak istiyorum.

SORU: Bildiğimiz kadarıyla sabahleyin gözaltından çıktınız. Sonuçta sahur var, gece namazlarınızı kılabildiniz mi? O süreç nasıl geçti?

Şakir Bey: Ben sahur ve sabah namazı vaktinde çevik kuvvet ile Adli tıptaydım. Orada da herhangi bir su hatta atıştırmalık bir şey verilmedi. Sadece sabah namazını kılmak için müsaade istedim. Onda da müsaade ettiler. Gazetenin üzerinde sabah namazını iade ettim.

Sunucu: Yani o gün sahursuz oruç tuttunuz değil mi?

Şakir Bey: Aynen o şekilde…

Sunucu: Tekrardan çok geçmiş olsun.

Eşkıya mısınız, Siz Eşkıya mısınız?

Sunucu: Hocam yine durumu ağır olan kişilerden birisi de Ebubekir kardeşimiz onunla ilgili bir video var, ardından kendisine mikrofonu uzatacağız.

Evet burada görüntünün ilk anları, çok sayıda polis üzerine saldırdı. Polise saldırdı, polisin parmağını kırdı gibi ifadeler var, yani 10 kişinin arasında kalan bir vatandaş mı o polisin parmağını kırdı? Bu görüntüyü ben özellikle göstermek istedim. Burada videoyu çeken kişiye de bir polis gördüğünüz gibi hemen koşarak müdahale ediyor ve video orada kesiliyor. Bu muameleye de kardeşimiz ‘Eşkıya mısınız, eşkıyalık mı yapıyorsunuz?’ diye tepki gösteriyor. Ters kelepçeli bir vaziyette karakola götürülmüş.

SORU: Evet siz neler yaşadınız?

Ebubekir Bey: Ben namaz kılanların içerisinde değildim. Ben olayı sonradan fark edip oraya geçmiştim. Polisler, bizim orada namaz kılmamamız noktasında bağırarak uzaklaşmamız gerektiğini söylediler. Biz uzaklaşmaya çalışıyoruz, kaldırımdan diğer kaldırıma geçip yürümeye çalışıyoruz, o sırada bir yunus polisi motorunu üzerime sürdü. Kaldırıma tekrardan çıkmasam çarpacak… Oradan biraz uzaklaştıktan sonra bir arkadaşımız, polise dönüp ‘siz üzerimize motor sürüyorsunuz’ dedi. Poliste o arkadaşımıza ‘ben yoldan geçiyorum, sen niye yolda yürüyorsun?’ dedi. Halbuki kendileri bizim oradan uzaklaşmamız gerektiğini söylediler. Biz de oradan uzaklaşmaya çalışıyoruz. Ondan sonra çevik kuvvetin amiri gelip o arkadaşımız ile diyalog kurmaya çalışan polisi çekiştirerek ‘Bunlara laf mı yeter?’ diye bağırarak müdahale ettirmeye çalıştı.

Sunucu: O videoyu verebilir miyiz?

Ebubekir Bey: Ben oradan uzaklaşmaya çalışanlardan birisiydim. Ben zaten kalabalıktan koptum, zaten bir iki kişiyiz. Polislerden biri beni tutmaya çalışırken diğer 8-10 tane polis üzerime geldi. Beni tutup orada bulunan bir arabaya çarpmaya başladılar. Bir taraftan tekme atıyorlar, hakaret ediyorlar diğer taraftan yumrukluyorlar.

Sonra beni yere düşürüp ters kelepçe yapmak istediler. Ters kelepçe yapmaya çalışırken polisin bir tanesi kolumu kırmaya çalışıyordu. Ben ‘kolum kırılacak’ diye bağırıyorum. Bu sefer kolumu kırmak için daha çok kaldırıyor. Şu anda bile zorluk çekiyorum. Kolumu kaldırırken beni yere düşürdüler, 10 tane polis üzerimde dizleri ile çökmüş bir şekilde bir taraftan tekmeliyorlar bir taraftan küfür ediyorlar.

Ben ‘Aplastik Anemi’ hastasıyım. İlik nakli tedavisi oldum. Üzerime baskı kurduklarından dolayı nefes alamamaya başladım ‘ben nefes alamıyorum abi’ diye bağırıyorum, (o olaya şahit olan arkadaşlar da var) ben öyle dedikten sonra tekmeler daha da artmaya başladı. Başıma basmaya başladılar, sonra kaldırıp beni polis aracına götürdüler. Polis otosuna götürürlerken aracın önünde birkaç tane polis vardı. Polis otosuna girerken polisler dövmeye başladılar. Beni aracın kapısının girişindeki tekli koltuğa aldılar, orada 3-4 tane polis ben de dahil içeridekileri dövmeye başladı. Yan koltukta olan bir polis, ‘Adam olacaksınız’ diyerek arkadaşımızın gözüne yumruk atmaya başladı.

Alparslan Kuytul: Maşallah kendisi çok adam olmuş… Polis Olmuş ama Adam Olamamış. Adam olmayan, adamlık dersi mi veriyor? Toplum karşısında, kamera karşısında ‘dağılın arkadaşlar’ diyerek güzel konuşuyorlar. Kamera yoksa arabanın içerisinde, duvar arkasında yapacağını yapıyor. Hem küfür hem darp, kamera olmadığı yerde yapacağını yapıyor. Adamlık bu mudur? Yani adam olmayan, adamlık dersi mi veriyor?

Sunucu: Hocam, 10 polis birden bir kişiye saldırırken, mutlaka birkaç poliste o esnada görüntü alanlara hemen müdahale etmeye başlıyor. Video da görüntü kesiliyor, aslında görüntü alan birisi var ama bir polis o çekim yapan kişinin üzerine gidiyor. Bu korku neden? Neden görüntü alınmasından korkuyorlar? Gayet açık…

Vatandaşın Üzerine Araba Sürmek, Ne Demek?

Ebubekir Bey: Ben şunu söylemeyi unuttum; Polis motor ile bana çarptıktan sonra, ben ‘niye bana vuruyorsunuz’ demeye çalıştım, oradaki yunus polisi motor ile gelip bana çarptı. Ben döndüm ‘niye çarpıyorsun’ diyorum, bir daha çarptı. Birkaç defa böyle motor ile çarptı.

Alparslan Kuytul: Pardon. Bir polisin motoru veya arabayı böyle vatandaşın üzerine sürme hakkı var mı? Bu nedir? Polisin görevi mi? Hiçbir polisin böyle bir yetkisi de yok, vazifesi de yok. Vatandaşın üzerine araba sürmek ne demek?

Ebubekir Bey: Arkadaşımıza vurmaya başlayınca biz ‘vurma vurma’ diye tepki göstermeye çalıştık. Ben ‘vurma’ deyince; döndü bana vurmaya başladı. Diğer arkadaşımız benim hasta olduğumu bildiğinden dolayı ‘o hasta ona vurmayın’ dedi. Bu sefer tekrar döndü onu yumruklamaya başladılar. Sonra anneyi de içerisine alabilecek küfürler sarf ettiler. Bana dönüp yüzümü iki elinin arasına alıp tokatlamaya ve yumruklamaya başladı.

Vatandaşın Anasına Küfredenler, Adamlıktan Bahsediyor!

Alparslan Kuytul: Vatandaşın anasına küfreden adam, adamlıktan bahsediyor. Sizi adam edeceğiz, vs. diyorlar.  Sen Polis Olmuşsun ama Adam Olamamışsın. Sen adam olsan, vatandaşın anasına, bacısına küfür etmezsin.

Ben geçen hafta da söyledim. Emniyet benim canımı sıkmasın, o küfürlerden bir tanesinin kaydı var. Hepsinin kaydı yok ama onların da şahitleri var. ‘O kaydı yayınlarım’ dedim. Kimsenin olmadığı yerde; kayıt yoktur gibi düşünüp, (o sırada birisinin cebinde ses kaydı açıkmış demek ki, Allah’ın yardımı) orada küfür ediyor. Ettiği küfürler açık seçik bir şekilde anlaşılıyor. Bu küfreden polisler tutuyor ‘insanlara ders vermekten’ bahsediyor. ‘Sen ders almış mısın ki ders veresin. Sen şurada bir diz çök de ders al önce.’

Sen sadece adam dövme dersi, zulmetme dersi almışsın. Sen önce bir insanlık dersi al.

Hepimiz öleceğiz, toprak olacağız, Allah’a hesap vereceğiz. Şimdi sen bu dünyada ‘valiye güvenirsin, emniyete güvenirsin, hâkime-savcıya güvenir bize bir şey olmaz’ dersin. Sen ahireti unutmuşsun. Ahireti unutmasan bunları yapmazdın.

Polisin Taktiği!

Ebubekir Bey: Polis araçta bizi dövdükten sonra bir tane polis kamerayı çıkarıp, ‘haydi şimdi bağırın bakalım’ diyerekten videomuzu çekmeye başladı. Yani dövdükten sonra videoyu çekmeye başlıyor. Yani ‘bakın biz dövmüyoruz, bağırın bakalım’ bunu da kayda geçirmeye çalışıyor tabii…

Alparslan Kuytul: Bu emniyet mi? Dövüyor dövüyor, o sırada kayıt yok. Ondan sonra ‘hadi bağırın, bağırın’ diyor ve kaydetmeye başlıyor. Diyecek ki ‘bunlar bize böyle böyle dediler.’ Siz dayak yemişsiniz ya… İşte o sırada içinizden biri ağır bir kelime kullansa, onu kaydedecek. Plan bu.

Bu olaydan önceki başka bir olayda; Komiser, bir arkadaşımızın kulağına eğiliyor (eğilen komiserin adını da biliyorum) çok ağır, ana avrat küfür ediyor. Ondan sonra bir şey olmamış gibi geri çekiliyor. Bekliyor ki kendisine bir yumruk atsın. Uzaktan çeken kamera diyecek ki ‘bak bunlar komisere yumruk attı.’ Böyle işte. Yalnız onun duyacağı bir sesle kulağına eğilip küfür ediyor. O arkadaşımız da orada sabretmiş, artık kamerayı mı gördü, tuzağı anladı mı? bilmiyorum ama güzel bir sabır göstermiş. Polislerin böyle taktikleri de var.

Kulağına eğilip küfür ediyor, ondan sonra işte sen de ona bir küfür edersen, sana diyecek ki ‘bana böyle küfür etti.’ Onun küfrü duyulmuyor ama senin küfürün duyulacak, taktik bu… Allah’a hesabını vereceksiniz.

Ebubekir Bey: Sonra bize “Siz şeytansınız, siyonistsiniz, vahhabisiniz…” gibi cümleler kullandı. Karakola geldiğimizde bizi polis otosundan indirirken bir baktık ki sağlı sollu polisler dizilmiş bizlere vura vura emniyetin içerisine aldılar. Sanki biz suç işleyen insanlarmışız gibi…

Alparslan Kuytul: Suç işleyen insanlara da bunu yapamaz. Kimse bunu yapamaz. Sen hâkim misin, polis misin? Sen işine bak. Sen yakaladın mı götür, teslim et. Hâkim karar versin. İsterse suçlu olsun, o insana onu yapmaya hakkın yok.

Kimsenin olmadığı yerde yapacağını yapıyor. İşte bunlar duyulmayacak mı?

Ondan sonra işte siz polise olan sevgiyi azaltmaya çalışıyorsunuz, diyorlar. Azaltmaya çalışan senin şu yaptıklarındır.

Esas sen kime hizmet ediyorsun? Sen bunları yapmasaydın, biz de bunu konuşmazdık.

Ebubekir Bey: İşte o videoya takılan ‘Siz Eşkıya mısınız?’ cümlesi bu yapılan muameleden sonra söylenmiştir.

Biz emniyete getirildikten sonra avukatlar orada bekliyor. Elim ters kelepçeli, avukat diyor ki ‘kelepçesini çıkar’ hiç aldırmıyorlar. Normalde kanunen çıkarılması gerekiyormuş, tamam tamam deyip geçiştiriyor, avukatı da dikkate almıyorlar. O cümle bunun üzerine kurulan bir cümledir.

Bazıları tepki gösterdin, niye böyle konuşuyorsunuz? diye soruyor. İşte bu yapılanlardan sonra tepki olarak böyle bir cümle kuruldu.

Polis Namaz Kılmasına İzin Vermedi!

Son olarak şahit olduğum bir şey daha var, onu da aktarmak istiyorum. Bizi hastaneye götürdükten sonra bir arkadaşımız namaz kılmak istedi, Polis ‘ben sana namaz kıldırmayacağım’ dedi. Arkadaş vakit geçerse ‘ben kılarım’ dedi. Polis, ‘son vakti geldiği zaman sen kılarsan, senin namazını bozarım’ dedi.

Bizi hastaneye götürdüler. Hastanede son dakikalar, artık ezan okunmak üzere arkadaşımız gömleğini çıkarıp hastanenin koridorunda namaz kılmaya başladı. Diğer bir arkadaşımız da abdesti olmadığından dolayı namaz kılamadı, polis namaz kıldırtmadı.

Namazı niye kıldırmıyorsun? ‘Ben kıldırtmıyorum’ diyor. Zaten sahur da yaptırmadılar. Biz son dakika iki arkadaş izin istedik, oradan su ve bisküvi aldık ama diğer arkadaşlarımız sahurda yapamadı.

Sunucu: Geçmiş olsun. Burada ben bir şey eklemek istiyorum. Değerli izleyiciler, normalde bir kabahati varsa ortada ki zaten bir kabahat de yok. Olay, tedbirlere uyarak namaz kılınma meselesinden buralara kadar geliyor.

Bu insanlar ne yapmışlar ki darp, küfür, ters kelepçe, boynuna basmak gibi… Gerçekten bu kadarını bilmiyorduk. Biz de şu an şok olduk. Kardeşlerimize çok geçmiş olsun, diyoruz.

Sunucu: Ramazan Bey’e de mikrofonu uzatmak istiyoruz. O güne damga vuran fotoğraflardan biri de maskesi ile beraber darp edilen kişi… Evet siz ne yaşadınız? O gece yaşananları sizden de dinleyelim.

Ramazan Bey: Ben de teravih namazını kılmak üzere Merkez Camii’ne doğru gidiyordum. Polisler parkın yasak olduğunu söylediler, ben de oradan ayrılırken orta refüjde namaz kılanları gördüm, onlara dahil olmak üzere ilerledim. Onların güvenlik güçleri tarafından çembere alındığını gördüm, beni oraya yaklaştırmadılar, namaza dahil ettirmediler. Ben de kenarda namaz kılanların namazını bitirmesini bekliyordum. Daha sonra namaz kılanlar gözaltına alındılar, ondan sonra polis ekipleri oradan da ayrılmamız gerektiğini söylediler. Ben de oradan ayrılırken diğer arkadaşlar gibi çevik kuvvet ekiplerinin orantısız müdahalesine maruz kaldım.

Ben olay yerinden ayrılmak için yukarı sokağa çıktım, biraz ilerledikten sonra polislerin bağırma seslerini duydum. O esnada arkamı döndüm, arkamı döndüğümde bir sivil polisin üzerime doğru koşarak geldiğini gördüm. ‘Seni de alacağım, seni de göz altına alacağım, seni de götüreceğim’ dedi. Ben hiçbir şey yapmadım, neden beni götürdüğünü sordum? Daha sonra kafamı kolunun arasına sıkıştırarak, kollarımı ters bir şekilde belimin arkasına götürmeye başladı. ‘Ben hiçbir şey yapmadım, abi beni neden götürüyorsun?’ dedim. O da ‘gel ben sana abinin ne olduğunu göstereceğim’ dedi. Bir iki adım attıktan sonra yüzüme yumruklar atmaya başladı. Daha sonra dudağım patladı, ondan sonra burnum kanamaya başladı. Burnum kanadıktan sonra o esnada yüzümde maskem vardı, kan maske me bulaştı. Diğer arkadaşlar gibi beni de aynı araca bindirdiler. Diğer olaylara ben de maruz kaldım. Daha sonra adli tıbba götürdüler. Adli tıptaki doktor bu müdahalenin uzman doktor tarafından kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Daha sonra başka bir hastaneye sevk ettiler. Uzman doktor kontrol etti ve orada adli tıp raporunu verdi. Daha sonra emniyete tekrar götürüldük, ifademizi verdik, şikayetçi olduğumuzu belirttik. İfademiz alındıktan sonra sabah serbest bırakıldık.

Sunucu: Çok geçmiş olsun, diyoruz. Aslında bu anlatılanlar, yaşanılanların çok çok az bir kısmı. Ama süre çok kısıtlı olduğu için bazılarını dinleyebiliyoruz. Değerli izleyiciler, olay gerçekten anlatılanlardan çok daha fazla…

SORU: Bu bölüm ile alakalı olarak son olarak Volkan Tulumtaş beyefendiye mikrofon uzatalım. O gün sizler neler yaşadınız?

Yahudi Taktiği!

Volkan Tulumtaş: Ben de merkez parka namaz kılmak için gittim, ileride arkadaşların gözaltına alındığını gördüğümde durumun ne olduğunu öğrenmek için karakolun önüne gittik. Gittiğimizde polislerin ‘burada durmayın, dağılın’ gibi uyarılarını duyduk, arkamızı döndük giderken bize bir anda vurmaya başladılar. Neden vuruyorsunuz? dediğimizde burada durmanız yasak. Niye geldiniz ki? diye karşılık verdi. Ondan sonra bizi tam köşeye sıkıştırıp darbeleri artırdıklarında ‘polise vurmayın, vurmayın’ diye bağırmaya başladılar.

Alparslan Kuytul: Yahudiler ile ilgili bir laf var. Yahudi adamı dövermiş, ‘beni dövüyorlar diye bağırırmış.’ Çocukluğumuzdan beri büyüklerimiz bunu anlatmıştı. Yahudi taktiği; adama böyle vururmuş, bana vuruyorlar, beni dövüyorlar diye bağırırmış. Şimdi sen bunu söyleyince aklıma o hikâye geldi. Yani vuran kendisi, bir de ‘polise vurmayın’ diyor. Böyle bir kamera, ses alıcı cihaz varsa o girsin. Yani kayıtlara o söz girsin. Polise bir tane vursaydınız, herhalde bir tane polisin de ağzı burnu kırılırdı, değil mi?

Sunucu: Hocam aynı olayı 22 Nisan’da da görmüştük. Yine darp ederken ben de bizzat şahidim ‘polise vuruyorsunuz ha’ diyerek yumrukluyorlardı. Aynı şeyi defalarca yapıyorlar…

Volkan Tulumtaş: Bizi polis otosuna bindirip, Emniyet Müdürlüğü’ne götürdüklerinde yatsı namazını kılmayan kardeşlerimiz ile beraber kılalım dediğimizde; ‘kılmayın ifadeler gecikir, erteleyin, daha sonra kılarsınız’ gibi tepkiler ile karşılaştık. Çok şükür namazlarımızı kıldık, durum bundan ibarettir.

Sunucu: Hocam aslında az önce Abdulkadir kardeşimin de ifade ettiği gibi çok sayıda böyle olaylar ve yaşayanlar var. Biz belki en acı diyebileceğimiz olanlara yer vermek istedik. Genel olarak kardeşlerimiz ile ilgili videolar aktardık. Bir de ayrıca o güne yansımış olan darp görüntüleri var. Onları da izleyip sizin bu konudaki kanaatinizi düşüncelerinizi alalım inşallah.

Sunucu: Gördüğünüz üzere bu videolar karanlıkta çekilebilenler, kameraya girebilenler, girmeyen yerlerde neler oldu, Allah bilir? Şimdi hocam burda bir size soru sormak istiyorum.

SORU: Siz o gece orada değildiniz. Kardeşlerimiz gözaltına alınınca oraya geldiniz. Siz bu konu hakkında genel olarak neler söylemek istersiniz?

Bizim Boynumuz Sadece Allah’a Eğilir, Sana Boyun Eğmeyeceğiz!

Alparslan Kuytul: Aslında her şey gayet açık, fazla açıklamaya gerek bırakmayacak kadar açık. Olay; 3-5 kişi Merkez Caminin yanında bulunan Merkez parkta, açık alanda namaz kılmak istemesidir. Bu olayı sanki bir baş kaldırı gibi büyüterek, bizde size göstereceğiz tarzına çeviriyorlar. Sürekli bunu hissediyoruz. Yani sürekli biz size göstereceğiz. Ne göstereceksin? Ne göstereceksin? Bu insanlar sana bugüne kadar bir taş mı attı? Ne göstereceksin?

Aslında söylemek istedikleri şey; “Siz bize boyun eğmiyorsunuz.” Bu boyunlar bir defa Allah’a boyun eğmiş, daha sana boyun eğmez. “Sürekli bu, boyun eğdireceğiz, eğmeyeceğiz!” Mesele bu. Yoksa bu kadar sert davranmayabilirler. Meseleye böyle bakıyorlar. Sürekli, biz size boyun eğdireceğiz. Sen kendin kanunlara boyun eğmiyorsun. Sen Allah’a boyun eğmiyorsun, kanuna da boyun eğmiyorsun ama insanların sana boyun eğmesini istiyorsun. Evvela sen Allah’a boyun eğ, ondan sonra kendi koyduğunuz kanunlara boyun eğ.

Birisinin böyle yetkisi var mı? İnsanların üzerine motor sürmek, darp etmek, vurmak, yerdeki adama ters kelepçe, kelepçeli olduğu halde suratına tekme. Var mı? Hakaret, küfür, ana-avrat küfretme var mı böyle bir şey? Sen diyorsun ki parkta yasak var, sen bunu çiğniyorsun. Vallahi bende parkta yasak olduğunu bilmiyordum. Her gün bir sürü kararlar çıkıyor. Bunların hepsi bir defada çıkmadı ki, 2-3 aydan beri her gün bir karar, her gün bir karar, insan hangisini yapacağını şaşırıyor. Bu yasağı insanlar bilmeyebilir, zaten yasak demişsiniz, bu insanlarda ordan uzaklaşıyor. ‘Parkta yasaksa gider bir başka arsada kılarım’ diye düşünmüş, ordan ayrılan insanlara bunu yapıyorsun. Yani ‘provokasyon yaptı’ diyenlere, kötü niyetlilere konuşmaya değmez.

Biz Provokasyon Yapmadık!

İyi niyetliler şu olayları bir incelesinler, bilmeden konuşmasınlar, kimsenin günahını almasınlar. Biz provokasyon yapmadık. O insanların yaptığı şey sadece namaz kılmak. Namaza karışmasaydılar, bu olay biter giderdi. Kimsenin haberi bile olmazdı. Namazı kılar, dağılır giderlerdi.

Provokasyon nedir? Siz özellikle olay çıkartırsınız, oysa burda öyle bir şey yok. Burda karanlıkta 3-5 kişi namaz kılacak. Bir yere bomba mı atmış, polise saldırı mı yapmış, ne yapmış ki provokasyon yapmış? Polisi tahrik edecek bir şey mi yapmış? Bir kenarda 3-5 kişi namaz kılacak hepsi bu. Bunu görmeyenler, bu insanlar sadece namaz kılmak istediler, bu kadar darp olur mu? Bu neyin kini, neyin nefreti? Siz kime hizmet ediyorsunuz. Bu Ramazan gününde olacak iş mi?

Bu adam suç mu işledi; darp etmeden, küfretmeden, hakaret etmeden götürürsün, ceza mı keseceksin, kes. Ondan sonra biz gerisini mahkemede halletmeye çalışırız. Sen kendi görevini yap. Kanun sana bunu emretmiyor? Darp etme, küfretme böyle bir kanun yok ve olamaz. Olay bundan çıkıyor. Hâlâ ‘provokasyon yaptınız’ diyen, bir kısmı kasıtlı bir kısmı da anlamadan konuşan insanlarla karşılaşıyoruz.

Sunucu: Hocam, özür dilerim. Aslında burda daha önce de birçok arkadaşımız teravih namazı kılıp, dağılmışlardı. Onun da fotoğrafları vardı. Onu da verebilirsek tam yerinde iyi olur. Provokasyon olsa daha önce de olurdu.

Bugüne Kadar Biz, Ne Zaman Provokasyon Yapmışız?

Alparslan Kuytul: Evet, başka yerlerde namaz kılanlar da oldu. Ben de kıldım. Bir olay mı oldu, bir şey mi oldu? Biz polisi tahrik edecek şekilde gidip de hemen emniyetin önünde mi yaptık? Valinin önünde mi yaptık? Provokasyon buna denir.

Sanki yüzlerce kişi yapmış gibi gösteriliyor, öyle bir şey yok. 3-5 kişi kenarda, köşede, bir otun üzerinde namaz kılacak, hepsi bu. Provokasyon böyle mi olur? Bir de bizim hayatımız meydanda. Bugüne Kadar Biz, Ne Zaman Provokasyon Yapmışız? Her seferinde ya konferansı iptal etmişler olay çıkmış, ya basın açıklamasına müdahale etmişler olay çıkmış, hep onların müdahalesiyle olay oluyor.  Bizden bir müdahaleyle olmuyor.

Biz normal hakkımız olan bir şey yapmak istiyoruz. Polis o hakkımızı vermek istemiyor.

Türkiye’de öyle bir devlet yapılanması var ki; kanunların verdiği hakları, onlar bize vermek istemiyor. ‘Kanun vermiş olabilir ama ben vermiyorum’ diyor. ‘Ben sana namaz kıldırmıyorum’ diyor. Konuşmaya bak. Sen kimsin ki namaz kıldırmıyorsun. Anayasada konferans için bile izin almaya gerek yoktur. 

Kanunun verdiği hakları veya demokrasinin verdiği hakları fazla bulan bir devlet var. Bunlar; ‘bu kanunlar size fazla hak tanıyor, biz vermeyeceğiz’ diyorlar. Sen kimsin? Sen parlamentonun üstünde bir güç müsün? Demek ki o hale getirmişler. Siyasetçiler, o güçleri devlet olarak tanımışlar ve parlamentonun üzerinde bir güç noktasına getirmişler. Olay budur. Kesinlikle ortada bir provokasyon yok, sadece polisin zulmü var.

Başka şehirlerdeki görüntülere bakın. Gaziantep’te, Konya’da…

3-5 kişi, bir buçuk cm mesafeyle namaz kılıyorlar. Bunların çoğu namaz kılmadığı için anlamıyorlar.

1- Müslüman insan cemaatle namaz kılmak ister. Ben evimde de 5 vakit namazı cemaatle kılarım. Adam namaz kılmadığı için halden de anlamıyor. Biz cemaatle kılmak istiyoruz.

2- Her şey serbestte buna gelince mi yasak? Ayrı ayrı kılınca virüs yok, birisi öne geçince, imam olunca cemaatle kılınca mı virüs geliyor? Siz çocuk mu kandırıyorsunuz?

Bu şekilde sosyal ve dini faaliyetleri bitirmek istiyorsunuz. İnsanlar münferiden yaşasınlar, sadece çekirdek ailesiyle ve sadece kendi ailesiyle yaşasınlar, bir araya gelmesinler, oturmasınlar, kalmasınlar. Sosyal hayat bitsin, böylece devlet kimseden rahatsız olmasın. Devleti rahatsız edecek açıklamalar olmasın, toplantılar olmasın, konuşmalar olmasın.

Ramazan bitti. Bu arkadaşlarımız Ramazan’ın başında böyle bir şey yaptı mı? Yapmadı. Kendi evinde belki izin verilir diye beklediler. Artık son hafta yeter, Ramazan bitti bir teravih kılamadık. Yani 2-2,5 aydır Cuma kılamıyoruz. Ramazan bitti, bir teravih kıldırmadınız. Önlemini alarak kılabilirsiniz, desenize, niye demiyorsunuz? Evvela bunun hesabını verin.

Siz Milletin Namazına Neden Karışıyorsunuz? Hiçbir Kanun, Hiçbir Dinin İbadetine Karışamaz!

Böyle bir kanun dünyada olamaz. Eğer bir din, ‘namaz cemaatle üstündür, cemaatle kılınmalıdır’ diyorsa, ona kimse karışamaz. Diyebilirsin ki aranızda boşluk olsun, virüs var, bulaşıcıdır. Devlet bu kısıma karışabilir. Vatandaşın sağlığı için, virüsün bitmesi için, yayılmaması için bunu söyleyebilir. Onun dışında bir şey söyleyemez.

Araya mesafe koyun, birisi öne geçince cemaatle kılmak isterseniz kılabilirsiniz ama arada boşluk olacak diyebilirsin. Bunu anlayabilen akıllı bir insan varsa çıksın, söylesin.

Ayrı ayrı kılarsak sorun yok, biri öne geçince, imam olunca sorun var öyle mi?

Buradaki sorunun ne olduğu meydanda. Cemaat olunması istenmiyor. Herkesin münferiden tek yaşaması isteniliyor. Ramazan kültürü öldürülüyor, Cuma iptal, camiler iptal, teravih iptal, bayram namazı iptal, bayramlaşma bile iptal.

Pazar günü bayramdı. Sokağa çıkma yasağı vardı. Çarşamba günü bayram bitti, sokağa çıkma yasağı bitti. Bayram bitti, sokağa çıkma yasağı bitti, bu ne demek? Bayramın bitmesini istiyor, neden? Bayramda insanlar bayramlaşırlar, kucaklaşırlar belki virüs salgını çoğalır.

Ben zaten bunu düşünmeyen bir adamsan sokağa çıkma yasağından bir gün evvel Cuma günüde çıkar, bayramlaşırım. Herkes ile kucaklaşırım. Eğer ben onu düşünmeyen biriysem, çarşamba günü de bunu yaparım. Ben bunu istediğim gün yaparım. Anamı babamı sen benden çok mu düşünüyorsun? Sen devlet olarak eğitim verirsin. Yaklaşmayın, öpüşmeyin, kucaklaşmayın. Tamam devlet bunu söyleyebilir.

Devlet, insanların hürriyetini sınırlıyor. ‘Şunu yapacaksın bunu yapmayacaksın’ diyor.

Forum programının tamamını izlemek için;

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Ziyaretçilerimiz tarafından yapılan yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Bu konu hakkındaki görüşünüzü belirtmek ister misiniz?